İçeriğe atla

Recent Articles

11
May

Terekeme Sitesi

11
May

KARAPAPAKLARIN GÜRCİSTAN’DAN OSMANLI’YA “KAÇAKAÇ” GÖÇLERİ / TEREKEME KARAPAPAK HABERLERI TARIHI @ MEHMET ALİ ARSLAN NEWS

Türkgözü sınır kapısından geçerek, Ardahan’a, Kars’a ilk geldiğimizde iki olgu bizi çok sevindirdi ve gururlandırdı. Bunlardan birincisi, Kars şehir merkezinde ünlü Âşık Şenlik Baba’nın büs­tünü görmemiz, ikincisi, Kafkas Üniversitesi yolunda Mihrali Bey İlköğre­tim Okulunu görmemiz oldu. Bunlardan birincisi Gürcistan Türkleri­nin halk edebiyatının âşıklık geleneğinin kudretli temsilcisi, ikin­cisi ise Gürcistan Türklerinin kahramanlık timsalidir. “Can sağ iken yurt vermerik düşmana” deyimi Borçalı’da da diller ezberi olan Âşık Şenlik’in babası Kadir Kişi (Bey) 1840’lı yıllarda bizim ata yurdu­muz olan Borçalı’dan Çıldır’a göç etmiştir. Kendisi âşıklık geleneğini Borçalı’da kâmilleştirip devam ettirenlerdendir. Mihrali Bey ise bizim ata yurdumuz olan Gürcistan’a bağlı Darbaz köyündendir,  93 Harbinde (1877–1878 Osmanlı-Rus Harbi) “Türk Türk’e silah kaldırmaz” diyerek, Rus Or­dusu’nun kendilerine katılması doğrultusundaki teklifini reddederek, Osmanlı Ordusunun hizmetine girmiştir.  Bu savaşta Borçalılardan oluştur­duğu altı bölüklü bir alay ile Hamidiye Sü­vari Alayları safında savaşa katılmıştır. Mihrali Bey bu alayı ile Kars ve çevresinde cereyan eden savaşta Ruslara karşı büyük kahramanlıklar göstermiştir.

1. GÜRCİSTAN’DA KADİM BİR TÜRK KOLU

Günümüzde dahi Gürcistan’a bağlı Borçalı ve Aşağı-Kartli yörelerinde meskûn 500 binden fazla olan Gürcistan Türk top­lumu – “atılgan, hırslı, olaylar karşısında son derece duygusal ve saf bir karaktere sahip” [26; 6] bu Türkler, Oğuz boylarına mensupturlar ve yöresel olarak Türk, Tere­keme veya Karapapak Türkleri olarak adlandırılmaktadırlar [4].  Önemli bir kısmı bugün Orta-Kür nehrinin sağında eski Gogaren ülkesinin doğu kısmında, kendi adlarıyla Borçalı tesmiye olunan (Tiflis-Revan arasın­daki) yörede Borçalılar adıyla yaşamlarını sürdürmektedirler [10]. Bu Türkler “en saf, en temiz, en katkısız Türklüğü” yaşatan, “di­liyle, diniyle, yüreğiyle Türk oğlu Türk olan Karapapaklar” [27], Türk dünyasının ayrılmaz ve önemli bir parçasıdırlar. Borçalı diyarı Türk yurtları olan Azerbaycan ve Türkiye arasında birleştirici bir köprü vazifesi görmekte­dir. Borçalı’nın Başgeçit kasabası Borçalı’dan gelip Türkiye’ye giden yolun baş geçididir [24].

Güney Kafkas’ın güneybatısına doğru uzanan yol gibi, sırf Türk arazisi boyunca uzanan “dehliz” gibi özel strate­jik, ticari ve ekonomik öneme sahip eski Borçalı diyarında Ağcagala, Goçulugala, Muhrangala civarla­rında ve Borçalı-Debed, Kür (Kura), Hıram, Yor nehirleri akarınca Türk boyları çek eski dönemlerden beri yaşamaktadırlar. Milattan önce 330 yıllarında Makedonyalı İskender Gürcistan taraflarında yaptığı askeri hareketlerinde ilk önce Kür nehri boyunca ve onun kolları üzerinde sıralı bir şekilde bulunan dört kale ve etrafında bulunan Buntürkler’e rastlamış­tır. Bura­daki “Bun” kelimesinin asıl anlamının “yerli” olduğunu ünlü bilim adamı Nikolay Marr belirtmektedir. Bu açıklamayı bölgeye ilişkin bilimsel çalışmalarıyla tanınan M. Fahrettin Kırzıoğlu da desteklemiştir [11]. Bu hususta Gürcüce “Moktsevai Kartlisa” (Kartli Dönüşü) salname­sinde de bilgi­ler vardır. Başka bir Gürcü kaynağı olan, Leonti Mroveli Kro­niği’ndeki: “İskender Kür kıyıla­rında Buntürkleri ve Kıpçak­ları gördü, Serkin’de oturan Buntürkler şaha hakaret yaptılar… ” [12] – kaydını düşmek suretiyle Türk unsurun bu bölgedeki tarihini 2340 yıl geriye götürmektedir.

2. KAHRAMANLIKLARLA DOLU GÖÇ HİKAYESİ

Tarihi bilgilere göre, Gürcistan Türklerinin ana nüfus unsuru olan Karapapak taifeleri, tarihsel süreç içerisinde Türkiye topraklarına göç etmişlerdir.  Daha XI. yüzyıldaki ünlü düşünür­, şair ve bilginlerden olan Hubeyş Tiflisi, Fahrettin Tiflisi ve Şemsettin Tiflisi’nin Tiflis’­ten göç ederek Selçukluların Anadolu’daki bilim ve edebiyat merkezleri olan Konya ve Sivas’a göç edip yerleşmeleri Ortaçağda Gürcistan’dan Anado­lu’ya yapılan göçlere bir örnek teşkil etmektedir.

Tarih kaynaklarından anlaşıldığına göre, 8. yüzyılda Moğollar, Borçalı bölgesindeki Türkmen-Terekeme nüfusunu Irak’a, İran’a, Türkiye’ye sürmüş­lerdir. Moğollar döneminde sürgün edilen Türkmen-Terekeme ahaliyi, 15. yüzyılda Karakoyunlular eski vatanları olan Borçalı yöresine tek­rar geri getirtmişlerdir [12].

Bölgede Osmanlı Türklerinin hâkimiyetleri, 16. yüzyıldan başlayarak 19. yüzyıla kadar belirli aralıklarla devam etmiştir. 1549’da Ah­met Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu bölgede ilk olarak Borçalı Ağcakale’sini ele geçirmiştir. 1578′de Serdar Lala Mustafa Paşa komutasın­daki Osmanlı ordusu, Tif­lis, Şemşölde ve Dumanıs bölgelerini hâkimiyeti altına almıştır. 1584′te Serdar Ferhat Paşa Loru Kalesini ele geçirmiş, Borçalı, 1590′da İstanbul Anlaşmasıyla Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır. 1723′te Borçalı yöresini de kapsayan Tiflis vilayeti­nin merkezi olan Tiflis Kalesinin anahtarı Erzurum paşasına teslim edilmişti, 1734′de Osmanlı serdarı Abdullah Paşa’­nın ordusu Gürcistan’daki Loru kalesi önlerine gelmiştir.

Borçalı için Osmanlı-Safili çatışmasında Borçalılar büyük felaketlere uğramışlardı. İki devlet arasındaki savaşlarda yıkım ve felaketten kurtul­mak isteyen Borçalı Türkleri can havliyle “kaçakaç” göçleri yapmışlar­dır. Örneğin, 16. yüzyılda Gürcistan Mepeliği (Prensliği-Valiliği), İran Şahı Tahmasp’la Terekeme akınla­rını önlemek için anlaşmıştır. Bu antlaş­maya göre; Gürcistan, İran’a her yıl 18 bin tümen vergi verecek, buna karşılık İran Şahı, sa­vaşçılıkları ile ünlü olan Kazah Terekemelerini bulundukları bölgeden uzaklaştıracaktı.

1555′de Amasya Anlaşmasıyla Borçalı yöresi Safililere bırakılınca, İslam­’ın Sünni mezhebinde bulunan ve mezheplerini değiştirmemekte ısrar eden Gürcistan’daki Sünni Türkmen taifeleri ilerde Osmanlı’yla işbir­liği yapma ihtimaline karşı sürgüne tabi tutmuştur [12].

1603–1607 yılları arasında Safililerin yaptığı askeri hareketler netice­sinde, Derbent’ten Hamedan’a, Borçalı da dâhil Hazar deni­zin­den Kars’a kadar olan topraklar Osmanlıların elinden alınınca [25], Borçalı’daki ahali yeni felaketlerle karşı karşıya kaldı. Osmanlı Tarihi’nin önemli kaynak­larından olan Mustafa Naima Efendi’nin Ta­rihi’nde: Şah Abbas Kızılbaş ordusuyla Revan Hanı Amirgüne Hanı (Emir Güne Han veya Sarı Aslan) Borçalı Ağca­ka­le’sine gönderdi, Ağcakale’yi aldıktan sonra yerli sakinlerin birçoğunu İs­fahan’a sürgün etti [17]. Bu konuda Safili Şahı, Borçalı ahalisine bir Ferman vererek, Osman­lı’ya gitmek isteyen halktan, ailesi ve hayvanları ile göçmesine izin verilmiştir. Şah Abbas, bu dö­nemde gitmek istemeyen Sünni ahaliden binlercesini Osmanlı­ devleti taraftarlığıyla suçlamış, Gence, Karabağ, Şirvan ve Şiraz bölgelerine zorunlu göçe tabi tutmuştur.

18. yüzyılda Osmanlı-İran arasındaki olaylara şahit olan Gürcü tarih yazarı Papuna Orbeliani, 1723–1735 yılları arasında Gür­ci­stan’ın Os­manlı ülkesine dâhil olduğunu kaydetmektedir [18]. Gürcistan’da 1735’te Osmanlı hâkimiyeti sona erdikten sonra tekrar İran (Kızılbaş) hâkimiyeti başladığında İran şahı Nadir Şah, Borçalı yöresinden Osmanlı meyillisi olduğundan şüphelendiği binlerce kişiyi zorunlu göçe tabi tutmuştur [12]. İran şahının 1749 yılında Borçalı’nın Kartli-Kahet valiliğine bağlandığı doğrultusunda fermanından sonra Borçalı’da huzursuzluklar ortaya çıkmış­tır. O yıllara ait kaynak­larda: “Borçalı’da çıkan huzursuzluklar neticesinde, Bozçalı, Teke, Kösalar, Gamerli, Ulaşlı, Gacar, Garahacılı, Erebli yörelerinden bir hayli insan Osmanlı hâkimiyetindeki topraklara göç etmiştir. Bu göç edenler Türkiye’nin güney bölgesine yerleşmiştir. Bunun dışında, Püsyan, Garagarlı, Cinli, Demirçihasanlı, Saatlı, Ken­gerli gibi başka taifeler de Karabağ’a ve Revan hanlığına ait bölgeye göç et­mek zorunda kalmıştır” [12].

1773′de Gürcistan, Rusya hâkimiyetine geçince ve Rus kuvvetleri buraya gelince Borçalı bölgesinden yine bir göç dalgası başlamıştır.

Böylece bu bölgede meydana gelen Osmanlı-İran savaşları ve Rusların sebep olduğu olaylar neticesinde en çok zarara ve felakete uğrayan Borçalı ahalisi oluyordu. Çünkü Safililer bölgeye hâkim olunca Sünniler, Osmanlılar hâkim olunca Şiiler zor durumda kalıyordu.

Buna rağmen baskılar azalınca kendi yurtlarına bağlı olan ve sadakat gös­teren Gürcistan Türklerinin birçoğu tekrar memleketlerine dönerlerdi. Borçalıların vatanlarına bağlılığı fıkralara bile konu olmuştur. Şu fıkra ibret vericidir: “1750′li yıllarda Gürcistan valisi olan İrakli Han’a haber verirler ki, Borçalı’nın Yağlıca yöre­sindeki tüm Müslü­man­lar altın, gü­müş ve hayvan gibi neleri varsa hepsini alıp Türki­ye’ye göç etmişlerdir. İrakli Han tepkisiz bir şekilde sorar: Yağlıca’yı da kendileriyle beraber götürmüşler mi?  Hayır cevabını alınca söyler: Me­rak etmeyin, onlar geri dönecekler, bu Yağlıca dağı onları geri çekecek” [12].

Osmanlı ülkesine Borçalı bölgesinden yapılan göçler (sürgün ve kovma şeklinde olanlar) daha çok XIX. yüzyıl boyunca ve 20. yüzyı­lın ilk çeyre­ğinde olmuştur.  Bu göçler:

Ø 1806–1812 Rus-Osmanlı Savaşı dönemi,

Ø 1828–1829 Rus-Osmanlı Savaşı dönemi,

Ø 1853–1856 Kırım Harbi dönemi,

Ø 1877–1878 Rus-Osmanlı Harbi dönemi,

Ø 1904–1906 Borçalı’da Ermeni-Müslüman (Türk) çatışması dönemi,

Ø 1918–1920 Güney Kafkas’ta Halk Cumhuriyetleri dönemi,

Ø 1921–1924 Gürcistan’ın Bolşevik Sovyetlerce istilası dönemi,

Ø 1930–1931 Sovyetlerde kolektifleşme (kolhoz) dönemi.

Görüldüğü gibi, Gürcistan’dan Türklerin göçlerinin temel nedeni Kafkas bölgesinde meydana gelen Rusya-Kaçar (İran), Rusya-Osmanlı savaşları dönemlerinde olmuştur. Savaşların cereyan ettiği yerlerin ya içinde veya yakınında yer alan Borçalılar, bu savaşlarda gösterdikleri kahramanlık­larla yenilmez Türk gruplarından biri olduk­larını bu savaşlarda göstermişler­dir. Borçalı’da kaçaklık hareketinin ortaya çıkması ve yayıl­ması da kendilerine baskı kurmak isteyen ve yaşam hakkını çiğneyenlere karşı ortaya çıkmış bir harekettir. Bu mücadeleler esnasında bir kısım Gürcistan Türkleri, ata yurtlarını (dede-baba yurtlarını) terk etmek zo­runda kalmış ve Başkeçit üzerinden Ercivan dağlarını aşarak, “o yüz” dedikleri Osmanlı topraklarına geçmek zorunda kalmış­lardır.

Gürcistan Türklerinin Türkiye’ye göçlerinin tarihini ayrıntılı vermek gere­kirse:

3. ONDOKUZUNCU YÜZYILDA GÖÇLER

19. yüzyılın başlarından Rusların Güney Kafkas’ı işgal harekâtı başladı­ğında Borçalılar bu işgale bo­yun eğmedi­ler. Rus yönetimini kabul etmek istemediler. Rus esaretinde yaşamaktansa, gurbette aç kal­mak da olsa, hür olmayı tercih ettiler. Bu durum, o dönemde bir Rus generali­nin rapo­runda: “Gazahlılar, Borçalılar ve genellikle Türkler bize inanmıyorlar, açıkça bize karşı çıkıyorlar, Gence Hanı da on­lara katılı­yor” [20]. Yine o yıl­ları anlatan salname ve kaynaklarda bölge ahalisinin Rus hâkimiye­tinde yaşamak istemediği açıkça anlaşılmaktadır Bu kayıt­lar: “Evvelce Gazah ve Borçalı yöreleri Rusya devletin­den yüz çevirdiler ve o devle­tin boyunduruğuna girmek istemediler”, “Bu zaman Gazah ve Borçalı yö­releri Rusların itaatin­den çıkıp, onlardan yüz çevirmiştiler” [12] vb.

1810′da Türkiye’den ve Güney Azerbaycan’dan Hıristiyanları Kafkas bölgesine göç ettirmek üzere Ruslar tarafında bir komisyon kurulmuştur. Bu komisyonun çalışmaları neticesinde, Borçalı bölgesine Hıristiyan unsurlar olan Ermeniler ve Rumlar göç ettirilmiş, karşılığında Borçalı bölgesinden Osmanlı’ya Müslümanlar zorunlu göçe tabi tutulmuştur.

1813′te Rusya çarlığıyla İran Kaçar devleti (Türk kökenlidir) arasındaki savaş sonucunda Borçalı bölgesi Rusya’ya bırakılınca, buradaki Türk ahalinin önemli bir kısmı, Osmanlı idaresindeki Ahıska Paşalığına ait toprakla­ra, Hır­tız sancağında Kür nehrinin sol tarafındaki ovalık (aran) kısma, Niyal düzlüğünün Lebis, Van, Karzamet, Kondra, Taşlıkışla, Elence köylerine kaçmak zorunda kalmıştır. Lebis’teki İmirhasan/­Emirhasan topluluğu bu suretle meydana gelmişti. Ahıska Paşa­lığı, Borçalı’dan gelen sığınmacılara yerleşecekleri yer sağlıyordu. O yıllarda yayınlanmış Rusça “Tiflisskiye Vedomosti” / Tiflis Haberleri gazete­sinde: “Karapapaklar yahut başka adıyla Terekemeler, Borçalı ve Şemseddin yörelerinden çıkmış Türklerdir. 18 yüzyılının sonları ve 19 yüzyılının başlarında onlar kendi hayvan sürüleriyle (nahırlarıyla) bulun­dukları mıntıkalardan ayrılarak, bu paşalığın sınırlarına değin gelmişlerdir. Paşanın onlara gösterdiği yerlere yerleştiler.  Borçalı’dan göç eden Türkler, devlete vergi vermiyorlardı. Borçalı göçmenleri sadece sa­vaş döneminde bulundukları yerin paşasının çağrısına uyarak silahları ile birlikte paşanın ordusuna katılmaya hazır olmalıydılar” [6; 20].  Bunlar­dan bazıları Ahıska’dan Kars ve civarına göç etmiştir. Yine Borçalı ve çevresinden bugünkü İran’ın sınırları dâhilinde kalan Urmiye ve Sulduz’a göç eden­ler de olmuştur. Kaynaklara göre, Urmiye ve Sulduz tarafına göç edenlerin Borçalı ahalisini oluşturan, Saral, Terkaven, Şemseddinli, Çahırlı, Canehmedli, Gazah, Ulaşlı, Erebli taifeleridir [6; 19].

1828–1829 Rus-Türk Savaşı sonucunda imzalanan Edirne Anlaşma­sıyla (Eylül 1829), Borçalı, Ahıska, Ahılkelek yöreleri kesin olarak Rus hâki­miye­tine ge­çince, yine göç hareketi olmuştur. Bu göç hareketine katı­lanların bir kısmı Çıldır ve Kars taraflarına gelerek yerleşmişlerdir. Bu gelenlerden bir kısmı Çıldır etrafında boş olan, Yıldırımtepe, Köçgüden, Göldalı, Meredis, Köğas köyle­rini yerleşerek şenlendirmişler­dir.

Bahse konu olan dönemde Gürcistan’daki Türk ahaliye Osmanlı ülkesine serbestçe göç edebilme olanağı verilmişti. Ruslar, bu suretle Borçalı’nın verimli yerlerin­den Türkleri kaçırtarak, yerlerine Ermeni, Gürcü­, Rus, Alman gibi farklı etnik unsura mensup Hıristiyan unsurları getirterek yerleştirmişlerdir.

Edirne Antlaşmasıyla yurtlarının Ruslara bırakıldığını öğrenen, Gürcistan Türklerinin bir kısmı belirlenen yeni sınırın Osmanlı tarafında kalan mıntıka­larına,  Borçalıların diliyle, “o yüz” (o taraf) dedikleri Çıldır’a, Çıldır’dan da Kars’a, Kağızman’a ve başka yörelere giderek yerleşmişler­dir. 1828 yaz aylarında Ahıska’nın da Ruslar tarafından ele ge­çi­rilmesi üzerine orada yurt tutmuş olan Borçalılar da Çıldır, Arda­han, Kars yörele­rine göç ederek yeniden yerleşmişlerdir.

1830′da Kars ve çevresi Rus istilasından kurtulunca, Suşehri ile Ada­na’ya göç eden çoğunluğu Karapapak olan Kars göçmenlerinin büyük bir kısmı yerlerine dönmüştür. Çıldır sancağı arazisine daha önce yerleşen çak sa­yıda Ahıska-Ahılkelek göçmenleri de Kars ve Erzurum yörelerine göç etmişlerdir [4].

1853–1856 yılları arasında devam eden Rus-Türk savaşının etkisiyle Gürcistan’­dan Kars bölgesine yeni bir göç dalgası başlamıştır. Kırım muhare­besi zamanından yerleşip yaşa­yan Gürcistan kökenlilerin bir kısmı Ağrı (Karaköse), Sivas, To­kat, Amasya, Çorum gibi Anadolu vila­yetlerine göç etmişlerdir [20]. Kars’taki bazı Gürcistan kökenliler ise Karaköse’ye göç etmişlerdir.

1863 yılına ait bir Rus kaynağında: “Karapapaklar Türkiye’nin serhat bölgesinde oturan koçak (yiğit), mert, hürriyet sever halktır, hepsi iyi binicidir” [21] kaydı düşülmüştür.

1877–1878 yılları Rus-Türk savaşında Borçalı yöresinin Demircihasanlı, Gazah mıntıkalarındaki Türklerden 3 binden fazla aile (yaklaşık 15 bin kişi) kaçarak, Rusya’nın hâkimiyetine geçen Kars ve Çıldır yöresine ön­ceki dönemlerde gelerek yerleşen akrabalarının yanlarındaki boş olan köylere yerleşmişlerdir. Bu yeni yerleşenler Kars’ta 63 köy, 2301 ev, Ardahan’da 29 köy, 690 ev, Kağızman’da 7 köy, 95 ev kurmuşlardır. Kars yöresine Borçalı’dan göç eden 21.652 kişi kayde­dilmiştir. Tahmini olarak, göç edenler nüfus açısından Kars ve ona bağlı yerlerin genel nüfusunun %15′ine karşılık gelmekteydi. Gazeteci Konstantin Sadovski, Kars’taki göçmenler hakkında: “Bu Karapapaklar dostluk kurma ve sürdürme ko­nusunda çok samimi olup, konuksever ve neşeli bir yapıya sahiptirler” [23] – kaydını düşmüştür. Rus yazarı­n bu övgüleriyle Mehmet Arif Bey’in: “Karapapaklar gayet yiğit ve cesur bir kavimdir, pek iyi süvaridirler” sözleri uyuşmaktadır [4].

Tarih boyunca Borçalı’dan göçenler olduğu gibi, Osmanlı ülkesinden Borçalı’ya göçenler de olmuştur. Luka İsarlov (İsarlişvili), Borçalı’da o döneme ait tanık olduğu bu durumu anılarında şöyle yansıtmaktadır: “Yagub­lu, Ağbaba, İmirhasan, Gullar, Fahralı, Örmeşen ve başka köyler Osmanlı kökenlidirler” [12].

Osmanlı ve Rusya sınır hattında yerleşik olan Borçalılar savaş dönem­lerinde düşmanı ilk karşılayanlar ve ona ilk darbeyi indirenler olmuşlardı. Darvazlı Mihrali Bey, Arıklı Ali ağa, Memmedeli (Garaçoban), Gasımlı Semed Bey, Aslan Bey, Abdallı Kör İsmail, Gödekdağlı Hüseyin, başka önder konumundaki yiğitler ve emrindekiler Osmanlı-Rus savaşında Osmanlı’nın yanında eşsiz mertlik örnek­leri göstermişlerdir. Özellikle, o dönemde bölgedeki Türklerin gönlünde ve ağzında “İkinci Köroğlu”, “İkinci Battal Gazi” vasıflandırı­lan Mihrali Bey, Kars, Arda­han ve Anadolu’nun birçok şehrinde kahramanlık timsali olmuştur.

1877 senesi kışında Kars’ın Ruslar tarafından işgali sonrasında bu yöre­deki bir kısım Kafkas kökenliler Kars’ta kala­ma­yıp, Anadolu’nun içlerine doğru çekilmişlerdir. Onlardan bir kısmı, Ağrı ilinin Taşlıçay, Hamur, Eleşkirt, Tutak, Muş ilinin Bulanık ve Malaz­girt ilçelerine göç etmişler­dir. Kars’ta geriye kalan Borçalı asıllıların diğer bir kısmı ise Sivas, Tokat, Zile’ye göç ederek buralarda köyler kurmuşlardır. Mihrali Beye bağlı olanlar ise Sivas’ın Acıyurt mıntıkasını kendilerine yurt edinmişlerdir.

1878′de Osmanlı devletinin Kafkas cephesi baş kumandanı Gazi Ahmet Muhtar Paşa, İstanbul’a çağırılırken Mihrali Bey de Rus sınır hattında durmak istemez, bundan dolayı Mihrali Bey kafilesiyle Sivas tara­fına göç etmiştir. Mihrali Bey öncülüğündeki göçmen kafilesi Sivas’ın Ulaş bucağına sınır olan şimdiki Acıyurt köyüne gelirler. Daha önce bu­raya gelmiş olan Gürcistan kökenli Türkler, yeni gelen soydaşlarına bu­rada yerleşecek yer gösterirler. Mihrali Bey Acıyurd’u mes­ken tutar [9]. Mihrali Bey, Hamidiye Süvari Alaylarından birisini – Sivas’a Gürci­stan’dan gelenlerin oluşturduğu özel Karapapak alayını kurmuştur.

1879′da İstanbul’da yapılan anlaşmayla, Osmanlı sınırları dâhiline göç etmek isteyen Kars, Ardahan, Batum yöresindeki Türk ve Müslümanlar üç yıl içinde emlaklerini satarak ayrı­labile­ceklerdi, ayrılmayanlar, yani yerinde kalanlar Rus tebaası sayılacaktı. Yöre halkının önemli bir kısmı Anadolu içlerine göç etmeyi tercih etmiştir. Doğu’dan Anadolu içlerine yapılan bu göç dalgasına halk arasında 93 muhacereti denilmekte­dir [4].

1882 yılına ait nüfus sayımı sonuçlarına göre, o dönemde Rusya yöneti­minde bulunan Kars Gubernyası’nda (eyaletinde) toplam 160 bin kişi yaşamaktadır. Bu nüfusun tahminen 21.653′ü, yani yaklaşık yüzde 15′i Gürcistan kökenlilerden oluşmaktaydı. Ayrıca, Kars Gubernyası’na bağlı Şüregel Okrugu’nda (ilçesinde) 10.684, Zeruşad’da (Arpaçay) 6.489, Çıl­dır’da 5.220, Tahta’da 302, Ardahan’da 248 nüfus Karapapaklardan oluşmak­taydı [23]. Kars Vilayetinde, Gürcistan asıllıların nüfusu 1893′de 28.366, 1897’de ise 29.897’e yükselmiştir.

O dönemde Kars ve yöresinde yaşayan Karapapak Türklerinin sosyal-ekonomik durumu hakkında Rusça “Tif­lis-Kars-Revan Demiryolu Böl­gesi İktisadi ve Ticari Açıdan” adlı kitapta önemli bilgiler vardır [22].

4. ONDOKUZUNCU YÜZYILIN İLK ÇEYREĞİNDE GÖÇLER

1904′te Borçalı yöresinden 90–100 hanelik bir grup yerleşmek için Os­manlı devleti’ne müracaat etmiştir. Bunların müracaatları kabul edilerek, bir kısmı Ağrı, Tutak ve Eleşkirt’e, diğerleri Adana’ya göç ettiler [25; 28].

1910 yılına ait Rus istatistiğinde, Gürcistan kökenli Türklerin Kars ve yöresindeki sayısı 39 bin kişi olarak tespit edilmiştir. 1914 yılında Malazgirt­’te yerleşmiş olan Kafkas kökenlilerin bir kısmı Sivas’a göç ederek, Tutmaç, Büyükköy ve Kurdoğlu köylerine yerleşmiştir. Ayrıca, Sivas’ın Yıl­dızeli ilçesinde yirmi, Ulaş ve Kangal ilçelerinde yirmiden fazla Gürcistan asıllılarla meskûn köyler kurulmuştur.

Birinci Dünya Savaşı ve takip eden yıllarda Karapapak Türkleri yurtlarını ve köylerini Ermeni katliamlarından büyük oranda korumuş­lardır. Ermenile­rin, Erzincan, Erzurum ve yol üzerinde bulunan köy ve kasaba­larda yaptıkları katliam ve zulümlerini Kars’ın Karapapaklarla meskûn köylerinin bulunduğu, Arpaçay, Çıldır ve Ardahan’da yapamamışlardır. (Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın “Sergüzeşt-i Hayatımın Cild-i Sanisi” kitabın­dan) [4].

1918 yılı Mayıs ayında Borçalı yöresi, yeni bağımsızlıklarını ilan eden Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’ın iddiasında bulunduğu tartışmalı ara­zi konumuna geldi. Gürcistan’ın Borçalı kazasına bağlı Gümrü, Celaloğlu ve Kölagiren yöreleri bu tartışmaların devam ettiği dönemde Türk ordusunun kontrolünde bulunuyordu [12]. 1918′de Gürcistan’daki tüm Müslü­manlar adına Borçalı kadıları olan Allahyarzade Yusuf Efendi, Şeyh Muhammed Ali, Borçalı Hayriye Cemiyeti Başkanı Halilzade Kur­ban Ali Efendi böyle bir başvuruda bulunmuşlardı: “Bu topra­ğın sahip­leri biziz, sayıca çoğunluğu biz oluştururuz, burada hâkim halk olmak için her türlü hakka sahibiz. Bunun için de Osmanlı Padişahına ve Sadraza­mına (Büyük Vezire-Başbakana) müracaat ederek, Osmanlı Devleti­nin himayesinde yönetim merkezi Tiflis şehri olmak üzere Karapapak Hanlığı adıyla yarı müs­takil bir hanlık olarak tanınmağı­mız hakkında her girişimin yapılmasını arz ederiz” [16].

1918 yılı Kasım ayında Kars İslam Şurası kuruldukta bu şura başkanlı­ğına Borçalı’nın Bolus yöresi sakini Kepe­nekçi Emin Ağa seçilmiştir. 1919 yılı Ocak ayı baş­larında Türk İs­lam Şurası tarafın­dan düzenlenen Ardahan Kongresi’nde ve aynı ayın orta­la­rında Kars’ta düzenlenen kongrede Borçalı’nın geleceğiyle ilgili konuya da değinilmiş­tir.

Merkez yönetimi Kars’ta bulunan Gü­ney-Batı Kafkas Türk Cumhuriyeti (Cenub-i Garb-i Kafkas Hükümeti Muvakkata-i Milliyesi) bünyesinde Borçalı yöresini içine alan Karapapak Cumhuriyeti de ilan edilmiştir (16]. 1918–1919 yılları arasında Borçalı kazasının parçalanmasıyla sonuçlanan Ermeni-Gürcü muharebesi süresi boyunca Ermeniler, Borçalı köylerinde katliam ve yağmacılık hareketlerinde sınır tanımamışlar­dır. 1920 yılının Eylül ayında Türk ordusu Gümrü ve Kara­kilise’yi ele geçirerek ilerlemiş, Borçalı ve Loru yörelerine dayan­mış­tır [16]. Bu gerili ve huzursuz yıllarda Gürcistan’dan bir kaç Türk köyünün ahalisi yerlerini bırakarak, Kars yörelerine sığınmıştır.

1920–1924 ve 1929–1930 yılları arasında Gürcistan’dan yine bir dizi Türk göçü ger­çekleşmiştir. Özel­likle, 1921 Gümrü ve Kars anlaşmala­rıyla karar verilen nüfus değişikliği neticesinde, Aran-Arıklı, Kepe­nekçi, Ağalık, Fahralı, Darvaz, Oruzman, Yırğançak, Bezekli, Gamerli, Keşeli, İlmezli, Garayazı, Loru, Garaçöp ve Ahıska’nın Lebis, Hosbiye, Göyye köylerinden 45 bin Gürcistan Türkü Türkiye’ye geldi. Bu suretle, Gazah, Borçalı ve Ahıska’dan göç ederek gelenler “Gürcistan Tereke­meleri” olarak adlandırıldılar.

1929′da Borçalı Yöresi idari olarak ilçelere (rayonlara) bölünerek, köy­lüle­rin ellerindeki topraklara el konulup “kolhoz”lara (kolek­tif tarım çiftlikleri) dönüştürülünce, Sovyet hükümetine karşı, Sarvan, Görarhı, Gızılhacılı, Gaçağan, Sadaklı, Arıklı, Fahralı köylerinin ahalisi isyan etmiştir. Bu durum üzerine Sovyet ordusu “Temiz­lik Operasyonu” adıyla isyanı bastırmak için harekât düzenlemiş, yakalanan çok sayıda Türk kurşuna dizilmiştir. Kurtulmayı başaranlar ise çareyi Türkiye’ye kaç­makta bulmuşlardır.

5. NAZIMA DÖKÜLEN ÖZLEM

Bu göçler halkın belleğinde yer etmiş ve halk edebiyatına da yansımıştır. Bu yansıma gerek Borçalı’da kalanlar ve gerekse de yeni yurda (Türkiye’­ye) yerleşen soydaşların dilinde mani / bayatı gibi sözlü halk edebi ürün­lerinin oluşmasına, nağme-nağme süslenmesine neden olmuştur. Gürci­stan’ın çe­şitli köylerinde söz söyleyicilerinden derlene­rek yazıya akta­rılmış mani / bayatı örneklerinde [1; 13] Osmanlı Türki­ye’si, Borçalıların hayallerinde yaşayan, kimi­nin yârini, kiminin kardeşini, kiminin babasını, dede­sini koynunda barındıran ata yurt gibi yansıtılmaktadır.

Borçalı folklorunun etnik kökene, tarihi ve coğrafi olgulara ışık tutan bu ilginç ürünlerinden birkaçına örnek vermek gerekirse:

Yola çıktı yüz atlı,

Ne durursun süz atlı,

Babam, dedem odurna,

Garapapag, boz atlı.

(Not: odurna – odur ha anlamında).

Örnek manilerin yanı sıra, Türkiye’ye duyulan özlemi yansıtan maniler de yaygındır:

….. gars, ayaz,

Ayaza yaz, garsa yaz,

Tanrım, menim bahtımı

Osmanlı’ya, Kars’a yaz.

(Notlar: 1. Gars – ılık soğuk; 2. menim – benim; 3. bahtımı – talihimi).

….. her arzuma,

Yol geder Erzurum’a,

Arkamda Türk dayansa,

Dözerem her zuluma.

(Notlar: 1. Dözerem – dayanırım; 2. Zulum – zülüm).

Ezizim yar kamışa,

Yol gedir Sarkamışa,

Yüz bende neyleyecek

Bir Allah garğamışa.

Geçti beyaz, ayaz da,

Yetişti tut, gilas da,

Can kuşum Borçalı’da,

Hayal kuşum Sivas’ta.

(Not: Gilas – kiraz).

Bu manilerdeki “Tanrım, menim bahtımı Osmanlı’ya, Kars’a yaz”, “Arkamda Türk dayansa, Dözerem her zuluma”, “Can kuşum Borçalı’da, Ha­yal kuşum Sivas’ta” dizeleri özellikle duygu yüklü­dür. Borçalılar için Türk’ün ve Türkiye’nin gü­venç ve övünç yeri olduğu­nun şiirsel ispatıdır.

19. yüzyılda Borçalı’nın Fahralı köyünde yaşamış kadın şair Güller Peri’nin şiir mirası, özellikle de onun tarafından dile getirilen “İsmail ve Kızyeter” hikâyesi (destanı) Borçalı yöresiyle Osmanlı ülkesi arasındaki hasretin, intizarın, özle­min şiirsel sahnesi olarak etkilidir. Bu şiirli-hikâ­yeli anlatımda, Borçalı’da bulunan bir kız Kars’taki erkek kardeşine duy­duğu özlemi ve yürek acısını şöyle dile getirmektedir:

Kars’a sarı bakıp-bakıp ağlaram,

Vurulup köksüme yaralar, gardaş.

Sinem üstün çalın-çapraz dağlaram,

Dolanır kalbimde haralar, gardaş.

(Notlar: 1. Sarı – taraf, yönelik; 2. Ağlaram – ağlarım; 3. Köks – göğüs; 4. Gardaş – kardeş; 5. Dağlaram – dağlarım; 6. Haralar – nereler).

Borçalı sözlü edebi ürünlerinde – bayatı/manilerinde, halk hikayelerinde Türkiye’­nin böylece anılması, yansıtıl­ması olgusunu Borçalı’yla Türkiye’­nin gönülce ya­kınlığının ifadesi olarak değerlendiri­riz.

6. ETNİK-GENETİK AKRABALIK

Türkiye’ye göç eden Borçalılar halen bile kendilerine has ezeli söz da­ğarcığını korumakta, yaşatmaktadırlar. Kars Ka­rapapak ağzıyla [5] Bor­çalı lehçesinin [8] karşılaştırılması, Borçalı-Ahıska-Kars aşıklık ortamı­nın varoluşu [14], özellikle de, Borçalı kökenli ünlü Türk ozanı Aşık Şenlik’in şiir mirasının [3] incelenmesi önemli olgular ortaya koyar.

Bugün Türkiye’de bulunan Kafkas Karapapakları esasen Kuzey-Doğu Anadolu’da, çoğul­lukla da Kars, Ardahan illerinde yaklaşık 150 köyde meskundurlar [2]. Türki­ye’de Karapapak coğrafyası [4; 5; 20] Kars ilinin Merkez, Arpaçay, Akyaka, Selim, Susuz, Sarıkamış ilçe­lerini, Ardahan ilinin Çıldır, Göle, Iğdır ilinin Merkez, Aralık, Ağrı ilinin Merkez, Taşlı­çay ilçelerini, Sivas ilinin Ulaş, Kangal ilçelerini, Amasya ilinin Suluova ilçesini, Tokat ilinin Merkez, Zile ilçelerini vb. bölgeleri kapsamakta­dır.

Karapapakların ata yurdu Borçalı’ya simgesel olarak “Sazın Beşiği”, “Aşıklar Yurdu”, “Gayret oylağı” tanımları yakıştırılır. Günümüz Gür­cistan’ında Türklerin genel toplamı 500 bin civarındadır. Gürcistan Türkleri nüfus sayısı bakımından Gürcistan’da Gürcülerden sonra ikinci kalabalık nüfus oranına sahiptir. Burada Tüklerin yoğunlukla yerleştikleri yöre Borçalı’dır. Gürcistan resmi belgelerinde Aşağı-Kartli diyarı da denir. Türkler çoğunlukla Marneuli–Sarvan (100 bin kişi), Gar­daban–Garayazı (50 bin), Bolnis–Bolus (50 bin), D­manis–Başkeçit (20 bin), Sagareco–Garaçöp (20 bin) ilçelerinde meskundurlar. Tiflis, Rustav şehilerinde ve Zalga–Barmaksız, Tetrisharo–Ağbulak, Lagodeh, Telav, Meshet ve Kaspi ilçelerinde de belirli sayıda Türk yaşamaktadır. Burada Sadaklı (10 bin nüfus), Telav-Garacalar (9 bin), Gızılhacılı (8 bin), Fahralı (7 bin), Bolus-Ke­pe­nekçi (7 bin), Lembeli (7 bin) vb. gibi Türklerin meskun olduğu büyük kendler (köyler) bulunmaktadır [15].

Ø. SONUÇ

Gürcistan’dan Türkiye’ye Türklerin göçlerinin nedeni buydu ki, ağır du­rumlarda kalan Borçalılar için en güvenli yer Türkiye ol­muştu. Onlar burada sığınacak bulmakla öz vatan ko­kusunu his etmiş­lerdi.

Karapapaklar denilen Türk topluluğu günümüzde edebiyat, sanat, gelenek ve görenekleriyle öz vatan­ları Borçalı ile Türkiye’deki yeni vatanları ara­sında bir köprü görevi görmektedirler. Bu köprü, dünden bugüne, bugün­den de yarına uzanan ve Türkler arasında dil ve kültürel açıdan etkileşimi sağlayan, yabancılaşmayı önleyen sağlam bir köprüdür.

KAYNAKLAR / NOTLAR

1) Azerbaycan Folkloru Antolojisi, Borçalı Folkloru, Bakı 2010

2) CAFEROĞLU, A. “Karapapaklar”, Türk Ansiklopedisi, C. 21, Ankara 1971, s. 309

3) ÇILDIRLI ÂŞIK ŞENLİK DİVANI, Hazırlayanlar A. Berat ALPTEKİN, M. Nizameddin COŞ­KUN, Çıldır Belediyesi yay., Ankara 2006

4) DÜNDAR, Selahettin – ÇETİNKAYA, Haydar. Terekemeler (Karapapak Türkleri), Araştırma–İnceleme, 3. baskı, Dündar yay., Ankara 2004, ss. 1, 27–30, 37, 84, 92, 149

5) ERCİLASUN, Ahmet B. Kars İli Ağızları, Gazi Üniv. yay., Ankara 1983, ss. 41–46

6) GARAPAPAKLAR, Dergi, Sayı 2, Tiflis 2005, ss. 7, 8, 20

7) HACILAR, Valeh. Borçalı Mehralı Bey Tarihi Hakikatlerde, Tiflis 2001

8) KAMALOĞLU, Mahmud. Garapapaglar Lehçesinin Sözlüğü, Nurlan yay., Bakı 2006

9) KAYA, Doğan. “Bir Destan Kahramanı Mihrali Bey”, Halk Kültürü Dergisi, Sayı 4, 1984

10) KIRZIOĞLU M. Fahrettin. Karapapaklar – Borçalı–Kazak Uruğunun Kür-Araz Boylarındaki 1800 Yılı­na Bir Bakış, Erzurum 1972

11) KIRZIOĞLU, M. Fahrettin. Yukarı-Kür ve Çoruk Boylarında Kıpçaklar (Ahıska/Çıldır Eyaleti Tari­hinden), Türk Tarih Kurumu yay., Ankara 1992, s. 33

12) MEMMEDLİ, Şureddin. Alın Yazımız – Gürcistan Türkleri: Tarih, Kül­tür. Samşoblo yay., Tiflis 1996, ss. 8, 16, 27, 29, 37, 40, 48, 62, 63, 68

13) MEMMEDLİ, Şureddin. Borçalı Edebi Muhiti. Ėlm yay., Bakı 2000

14) MEMMEDLİ, Şureddin. Borçalı-Ahıska-Kars Ortak Edebi Ariyalı, Kolori yay., Tiflis 2004

15) MEMMEDLİ, Şureddin. Gürcistan Azerbaycanlıları – İstatistik-Ansiklo­pedik Bilgiler, Kolori yay., Tiflis 2006, ss. 88–92

16) MEMMEDLİ, Şureddin. Paralanmış Borçalı veya 1918 yılı Ermenis­tan–Gürcistan Muharebe­si­nin Acı Neticesi, Azerneşr yay., Bakı 1991, ss. 16–17, 22–36

17) NAİMA, Mustafa Efendi. Naima Tarihi, Bahar Matbaası, İstanbul 1967

18) ორბელიანი პაპუნა. ამბავნი ქართლისანი = ORBELİANİ, Papuna. Kartli Olayları, Metsniereba yay., Tiflis 1981, s. 42 /Gürcüce/.

19) ﻕﺎﭘﺎﭘﺍﺭﺎﻗ ﻞﻳﺍ .ﻡ ﯼﻮﺿﺭ = RZEVİ Mehdi. Karapapak Ėli, Tahran 1370=1951, s. 151 /Farsça/

20) VALĖHOĞLU, Fahri. Karapapaklar ve Onların XIX. Asır Harp Tarihi, Seda yay., Bakı 2005, ss. 28, 60, 68–80

21) Военный Сборник = Askeri Mecmua, C. 28, S.-Piterburg 1863, s. 182

22) Район Тифлисско-Карсско-Эриванской железной дороги в эконо­мическом, коммерческом отношениях = Tiflis-Kars-Revan Demir­yolu Bölgesi Ekonomi, Ticari Açısından, Тифлис 1897

23) Сборникъ Материаловъ для Описания Местностей и Племенъ Кав­каза. (SMOMPK) = Kaf­kas Yer­leri ve Taifelerinin Tasviri için Mater­yaller Mecmuası. 3. bırakılış, 1883, ss. 341, 345, 350

11
May

TEREKEME HALK SÖZLERİ ARDAHAN KARS YÖRESI SÖZLER ŞIIRLER ŞIIR MEKALELLER @ MEHMET ALİ ARSLAN

AGOZ :Sabanın açtığı iz:Sabanın açtığı iz
Ağa: Büyük erkek kardeş, Ağabey::
Ağartı: Yağ, peynir, süt yoğurt gibi yiyeceklerin genel adı::
AĞBUN :Gübre:Gübre
Ağıl: Hayvanların dışarıda kapatıldığı yer:
Ağırsak Teşinin üst kesiminde çengelli olan yuvarlak parça:
Ahan İşte, burada:
Ahırı: Sonu:
AKHORA :Yakın bir yer:Yakın bir yer
Akuçka Pencere:
ALAF: Hayvanlara verilen yem, Alaflamak-Yemlemek:
Alaf: Kışlık için hazırlanan hayvan yemi. Ot Saman:
Alha: Hele gör:
AMANAT: Geçici olarak yapılmış, bozulabilir:
ANDIR:Uğursuz şey:
Andıra Kalsın: Uğursuz olan şeylerin sonu gelsin:
Anık Yeterince mayalanmamış ekmek hamuru:
ARHEYİN: Rahat,gamsız:
Asaca Yıkımak: Başını önden yıkamak:
Atol: Patatese benzer fındık büyüklüğünde kök:
Avlu: Odaların önüne yapılan koridor:
Axbun: Gübre:
Axee: Eyvah anlamında olan sözcük:
Axır: Son, insanı son:
Axırın gele: Sonun gele, ölesin:
Axur: Hayvenlerin konulduğu yer. Ahır:
Ayar: Atın sırtına vurulan eğer:
Ayvan: Eyvan Balkon, evlerin önüne yapılan örtme:
Azgun: Şimarık:
B:
Baca: Evlerin üst kısmını konulan küçük pencere:
BAÇ ETMEK:Öpmek:
BADİYE :Geniş ağızlı tas:Geniş ağızlı tas
Badval: Ambarın bir çeşidi:
Baga,Pege: Ahırda hayvanlara ot ve samanın verildiği tahta bölme:
BALACA: Küçük :
Barç Etmek: Seslice şapırdatarak öpmek:
BASMA: Hayvan gübresinin tezek yapmak için biriktirilip düzleştirildiği yer…:
Beç: Biraz geri zekalı anlamında, safca:
BED:Çirkin:
BEDASIL:Soysuz:
Bednar: Bir çeşit çıban yarası:
Bege: Ahırda ot ve samının konulduğu yer.:
BEL: Kürek:
Belli: Bilinen:
Beng: Ben, hal, insan vücudunda ki siyah lekeler:
Berf: Kar:
Besmi: Bir isim:
BEYABUR:Rezil:Rezil
BEYE: Hayvanların yemliği:
Bıçğı, Bışxı: Testere:
BILDIR: Geçen yıl:
Bınıvız: Sinsi:
bırakılmış tarla:
Bışkol: Koyun pişliği:
BİBİ:Hala :Hala
Biçin: Tırpanla biçilmiş ot ya da ekin:
Bidibidi Az, az ufak ufak:
BİJLİ:Sivri :Sivri
Bişi: Yağ içinde kızartılarak yapılan ekmek::
Bişka: Kibrit::
BİTİG:Köpek yavrusu:Köpek yavrusu
BİZDİ:Sivri:
Boğozlu: Obur.çok yemek yiyen:
Bölme: Büyük tepsi:
BUDAMAK: DÖVMEK:
Buğari, puxari: Evlerin üstündeki duman çıkan baca:
Buluz: Elbise:
Büzdük: Kalça:
C:
Cadi: Yağcı, insanlara yağ yakan kimse:
Cağ: Şiş ya da mil:
Camuş: Manda:
Cancur: Bir tür küçük erik:
CANCUR:Erik:
Cazigudiyan: Yağcı ya da şeytan:
CEHRE: İp eğirmek için kullanılan alet:
CEMDEĞH: Beden:
CEMSE:Askeri araç konvoyu:Askeri araç konvoyu
Cıcık: Güzel::
Cığız: Oyun bozan Cığıza cur bahane::
Cılcıbıl Çırıl- Çıplak::
CIRBAĞA: Yaramaz, ufak tefek erkek çocuk::
Cırcır: Fermuar::
CIRILMAĞH: Yırtılmak, (Yemekten cırılmağh-çok yemek yemek)::
CIRMAĞH: Yırtmak::
Cırnağ: Tırnak::
Cırnak Kuşların ayak parmak ucu::
CİCE:Büyük Abla:Büyük Abla
Cici bici Süslü, püslü::
CİCİP:Ağız kenarında ve yüzde çıkan yaralar:Ağız kenarında ve yüzde çıkan yaralar
CİCLOBA :Arpacık:Arpacık
Cigerakraba: Enyakın akraba::
Cillenmek Toprağın yeşillenmesi::
Cinav: Kamçı ya da bir ot çeşidi::
CİNCAR:Isırgan Otu :Isırgan Otu
CİNCAR:Isırgan Otu::
CİNDAL:Kedi Yavrusu:Kedi Yavrusu
CİRTAKOZ:Deli:Deli
CİZLAVET: Lastik ayakkabı::
Coc: Bataklık,::
COPLANMAK:Şişmek:Şişmek
CUCUL:Civciv :Civciv
Cucul: Civciv, ::
CUGA(CULLUK):Hindi::
Culuk: Hindi::
Cur: Çocuk oyunlarında oyun bazmak::
CÜCÜK: Yavru kaz, hindi:
Ç:
ÇAĞILDAMAK:Gülmek
ÇALĞI: Çalı ile yapılmış, odun saplı süpürge:
Çar: Bir tür bez çarşaf:
Çaynik: Çaydanlık:
ÇAYNİK: Çaydanlık:
Çeçil: Tel peyniri:
Çemirlemek: Gömlek kolunu katlayarak çevirmek:
ÇENGEL: Çatal:
Çengel: Kargaburnu Çatal:
ÇENKÜRMEK:Küçük Köpeğin Havlaması
ÇEPER: Taş duvar:
ÇIKMAK:Yırtmak
Çırılçıplak :
Çigelek: Yaban çileği:
ÇİĞELEM: Yabani çilek:
ÇİMMEK:Banyo yapmak
Çimmek: Yıkanmak, banyo yapmak:
ÇİMMEK:Banyo yapmak:
ÇİNÇAVAT :Varyemez, cimri
ÇİRNAĞ:Tırnak
ÇİRNAĞ:Tırnak:
Çit: Kadın baş örtüsü:
Çor: Sinirli bir zamanda söylenilen söz:
Çorax: Verimsiz:
D:
Dabak: Bir hayvan hastalığı:
Dadax: Ağabey, Kardeş:
Dadda: Çocuk maması:
Damçı: Damla:
DAŞGÖZER: Bulgur yapılırken kullanılan taşlar:
Davar: Koyun:
davranmak,Koşmak:
De hayde: Çabukça gel:
Degenek: Sopa, çubuk:
Değirmi: Yuvarlak:
DEĞİRMİ: Yuvarlak şekilli :
Demiray: Bir tür yara, egzama:
Derekep: Derhal, hemen:
Desinler için: Gösteriş olsun diye:
DEYHORA :Uzağı tarif eden işaret zamiri
DIBILGA: Yün çırpmak amacı ile kullanılan ince çubuk:
DILDIBIL:Çırılçıplak
DILDIBIL::
Dıldıbıl: Çırılçıplak:
DILLO:Hafifmeşrep
Dınaz etmek: Alay etmek:
Dınaz: Alay:
DINAZA :Alay etme
DINDILI: Küçük:
Diksinmek: Tiksinmek:
Dilimizdeki Bilinmeyenler:
Dillo: Ketenden örülmüş çuval:
Dolamaç: Dönemeç:
Dolap: Büyük su değirmeni:
Dolça: Maşrapa:
DOLÇA: Su ve Ayran içmek için kullanılan kupa:
DOY DOY:Güvercin
Doydoy: Güvercin:
Dummak: Suya dalmak:
Düge: Düve:
Düğmeç: Ekmek ve yağla yapılan bir çeşit yamak, ekmek aşı:
E:
Eebele gel: İşte böyle bu yana gel:
Efsene: Saf insan:
EFSENE: Saf, sarsak:
Eğiş Teknede hamur kazıyan, kazıyacak :
EĞİŞ: Tandırdan ekmek çıkarmak için kullanılan demirden alet:
Ekmek aşı: Düğmeç:
Ele deme: Öyle söyleme:
ENDEZE OLMAK:Oyalanmak
Endeze olmak: Oyalanmak:
Eqgo: Nene, ana anlamında:
Erek: Orman içinde ki açıklık alan:
Eringen: Tembel, üşenen:
Eseslice: Esaslıca:
Eşgere Açık , alenen:
Evlek: Tarla sürümünde pulluğun açtığı iz:
Eze Teyze:
F:
Fanti: İskambil :
FARS:Kötü rezil kadin
Ferik: Henüz yumurtlamamış tavuk, Piliç:
Fırtık: Sümük:
Fırtıklı: Sümüklü:
FIRTTIĞH: Sümük:
Fışğı: Tezeğin ufalanmış şekli:
Fitoz: Sevimli:
Fizahlanmak: Bağırmak, ağlamak:
Fizzah: Bağırmak:
FURĞUN:Öküz Arabası
FURĞUN: Kağnı benzeri ot taşıma aracı:
Furuç: Armat kurusu:
G:
Gada: Dert, bela:
Gadan alem: Dertlerini ben üstüme alayım:
GAGAÇ:İnce Kurumuş Ot
Gagaç: Kurumuş otlara verilen ad:
GAGAL:Göz
Gağ: Meyve kurusu:
GAJ GÖZ:Çakır göz
Gakka: Çocuk dilinde şeker:
GALAĞ: Tezek, yappa veya tetan yığını:
GALAK:Tezek Yığını
Galak: Tezek yığını:
GALAMAK:Yakmak
Galet: Bisküvi:
Ganayahlı: Kadın ya da kız için söylenilen bir söz:
Ganfet: Akide Şekeri:
GANPET:Şeker:
GARABAN:Köy evinin girişi
GARAVUL :Bekçi
Garo: Eski anbar:
Garonun yokuşu: Ambar yokuşu:
GAŞGA:At Arabası
Gaşka: At Arabası:
GATAKLAMAK:Kovma, Uzaklaştırma
Gav: Kil, toprak:
Gavçe: Çengel:
GAYGANAĞH: Omlet:
Gayğana: Sahanda yumurta:
Gecen xere kalsın: İyi geceler:
Gedek: Manda yavrusu:
Gejjo: Aptal, bilinçsiz:
Gem: Döven:
GEŞLENMEK:Donmak,Üşümek
Geven: Dikenli derelerde olan bitki:
GHAP: Ölçerek süt alışverişi yapma:
GHIZEYH: Kızak (kaymak için kullanılan araç):
Gıdella: Küçük sepet:
Gıdıl: Küçük:
GIDİK:Oğlak
GIGIL YÜZLÜ:Yüz yapısı küçük olan kimseler için söylenir
GIJGIRMAK:Yoğurdun ekşimesi
GIJGIRMAK:Ekşime:
GIJİK:Kıvırcık saç
Gıjjik: Kıvırcık saç:
GIJO:Kozalak
Gımı Atol denen bitkinin uzanmış sapı:
Gımı gıçlı İnce bacaklı:
Gınco: Zayıf, çelimsiz:
Gırgal: Hayvanları bağlamak için ağaçtan yapılmış boyun bağı:
GIRGAL: İnekleri bağlamak için kullanılan Paluttan u şeklinde boyunluk:
Gırnap: Sağlam ip:
GİDİL:Küçük
Gizenguggi: Saklambaç oyunu:
GİZLENGUGİ:Saklambaç
Gobbal: Büyük burun:
Gobbuz: Yumruk:
GOCİK:Kaban
Gocik: Kaban:
God: Bir ağırlık ölçüsü:
GODA:Büyük zar
Godda: Büyük zar, makara:
GODET:Süpürge sapı
Godik: Manda yavrusu:
GOLLO: Kuyruğu kesik hayvan:
GOLOP:Ağaçtan yapılmış yoğurt kapı
Golopi: Tahtadan yapılmış sitil:
GOMBA DÖNMEK:Takla atmak
GONCİK:Çam Ağacının Çürümeyen Kökü
GOPPAL:Büyük burun
Gor: Mezar:
Gorbagor: Toplu mezar:
Gorhana: Mezarlık:
Gorluk: Cenaze için saklanan para:
GORUĞÇU:Kır Bekçisi
GORUĞÇU:Bekçi:
Goruhçu: Kır bekçisi:
GOTİK:Manda Yavrusu
GOYUT: Buğdayı iki taşın arasında ezerek yapılan un:
Gozo: Biçimsiz, düzeni bozuk:
GÖDEK: Kısa:
Göze: Pınarın suyunun çıktığı yer:
GUDİK:Küçük Köpek
Gudik: Enik, köpek yavrusu:
GUDİK:Küçük Köpek:
Guli: Hindi:
GULLEP:Menteşe
GUNÇUL:Uç
GUNİT: Kamçı:
Gurban: Bir isim:
Gurduşka: Kadınların giydiği bir çeşit gömlek:
GURGUL: Koyun dışkısı:
Gurra,Gurre: Kendini beğenmiş:
GURUĞ TAVUK:Anaç tavuk
GUŞGANA:Tencere
Guşhana: Tencere:
GUZUK:Kambur
Guzzik: Kambur:
Güman etmek: Umut etmek:
Güman: Umut:
GÜZGİ:Ayna
ĞUĞUN:Ağlama
H:
Hacillenmek: Yaptığına pişman olmak:
Hal: Siyah ben:
HALA:Teyze :
Hamarat: Becerikli:
HANCARI: Nasıl:
Harbi: Doğru:
Harbutlamak: Sıcak su ile soğuk suyu karıştırmak:
Hardahurda: Kırık ya da döküntü:
Harğ: Ark, su kanalı:
HARMUTLAMAK:Suyu ılıtmak
HARO:Kiler,ambar
Haro: Ambar ya da samanlık içinde ki bölme:
HAROS:Nadasa bırakılmış tarla
Haros: Ekilmemiş tarla:
HAROS:Nadasa:
Hasıllama: Yoğurmak:
Hedik: Haşlanmış buğday, diş hediği:
HELEHTEN SALMAK: Yormak:
Helek olmak: Yorgun düşmek:
Helek: Yorgun:
HELHEL :Havai kimse
Hengel: Mantı:
HERG:Sürülmüş Tarla
HERİK:Sürülmüş:
Herk: Sürülmüş tarla:
HERSLENMEK:Sinirlenmek
Herslenmek: Sinirlenmek:
HERSLENMEK:Sinirlenme:
HERZAL:Tekerleksiz el arabası
Hetircek: Ocak taşları üzerine, yemek pişirmek için konulan demir çubuk:
Hevenk: Kara batmamak için ayağa giyilen geniş ayakkabı:
Heyat,hayat: Bahçe:
HINGILIM ATMAK:Gereksiz hareket ve işler
Hırkal: Mantı:
HIRZEL: Hayvan gübresini basmaya taşımak için kullanılan 4 kollu:
HIŞIR: Dolu:
Hışt: Çivili köpek tasması:
Hızan: İş bilmeyen:
Himm: Bina yapımı için kazılan temel:
Hodak: Öküzün boyunduruğuna binen ve öküzleri süren çocuk:
HODAK:Tarlaları sürmek için koşulan öküzlerin boyunduruğunda :
Hop, xop: Sabanın demir olan ucu:
HOYLU: Havlu:
Hozan: Biçilmiş tarlanın birdiyer adı:
HÜNDÜR: Yüksek:
İ:
İRBET: Çirkin:
İskat: Ölünün arkasından günahına karşılık verilen para:
İSTEKAN: Bardak :
İstikan: Çay bardağı:
İSTOL:Yer sandalyesi
İSTOL:Sandalye:
İŞKAP:Dolap:
İşkınlanmak: Filiz vermek:
İşkirlenmek: Şüphelenmek:
İşmar: İşaret etmek :
İtelemek: İtmek:
JUJUN :Tatlı kaşıntı
K:
KAFTAR: İhtiyar:
Kanfet: Akide şekeri:
Kargun: Yazın karların erimesiyle oluşan sel:
Kart: Yeşil çimenlik ama sert olan yer:
KARTOL:Patates :
KARTOPU:Patates
Kaşka: Ağaçtan yapılmış el arabası, küçük araba:
KAVÇAL:Uzun çene
Kayış: Kemer:
Kebani: Ev işlerinde hamarat olan kadın:
Kefterkuski: Hortlak:
KERENTİ: Tırpan:
Kerme: Koyan pisliginden yapılan tezek:
KERME: Koyun Basması:
KERSEN:Hamur teknesi
KERSEN :Hamur teknesi
KERSEN:Hamur:
Kerti: Bayat:
KERTİ: Bayat:
Kınnap: İnce dayanıklı ip:
Kırlent: Sekilere konulan yastık:
Kidik: Keçi yavrusu:
Kirtil: Kısa ve oldukça sert ot:
Kitmir: Küçük:
Kodik: Manda yavrusu:
Kolik: Boynuzu olmayanan hayvanlara denir:
Kollik: Kuyruğu kesilmiş hayvan:
KOLOPA :İçi oyulmuş kap
KOM: Bir çeşit ahır:
KOR ARABA:Kağnı
Kor: Kör:
Koraraba: Kağnı:
Korberevi: Önünü görmeyen:
Koroğlu: Köroğlu:
Koşat: Binalarda yük taşıyan kalın ağaç :
Kotan: Pulluk:
KOTAN: Pulluk:
KOTETE:Tabure
Kozik: Ahırda danaların kapatıldığı yer:
KÖÇMEK:Evlenmek
KÖÇMEK:Evlenmek taşınmak:
KÖMBE:Sütlü ekmak:
Köynek: Gömlek:
Kudik: Küçük köpek, Enik:
Kullik: Bere:
Kulun: Kısrakların yavrusu:
Kunkul: Omuz:
Kurig: Kısrakların yeni kulunu tay:
Kurun, Kürün: Ağaçtan oyularak yapılan su kabı:
KUŞGANA:Tencere:
Kuşkana: Küçük tencere:
Kuzzik: Kambur:
Külek: Ağzı geniş, altı dar su kabı:
Küllah: Böğürtlen:
Külül, Külür: Yabani bezelye:
KÜSGİ :Ağaç sırık
Küski: Kaldıraç Söz sözün küsküsüdür:
Kütan: Kotan,Pulluk:
Küze: Su kabı:
L:
Laçin: Doğan:
Lallo: Konuşamayan, lal:
LAPATGA: Kürek:
Laz: Karadenizliye denilir:
Lazo: Oy Karadenizli:
LAZUT:Mısır
Lazut: Mısır:
Leçek: Beyaz renkli başörtüsü:
Lelê: Ana, bakıcı:
Lenger: Geniş ve derin leğen:
LEPİĞH: Yassı, plaka halinde taş:
LEYAKIL DÜŞMEK:Yorgun düşmek
Lezgi: Halk müziğinde bir makam adı. İsim, bir aşık adı:
LIBBIZ:Parasız, Züğürt
Lıbbız: Parasız, Züğürt:
Lığlanmak: Mızmızlanmak gibi:
Lili: Lakap,:
Lobya: Fasulye:
LOBYA: Fasulye:
LOBYE:Fasulye
Loda: Büyük ot yığını:
Lokko: Büyük kaba:
LÖK:Büyük
Lök: Büyük:
Lüle Musluk, Suyun aktığı boru:
M:
Mafiş: Küçük kare şeklinde kesilmiş yufkanın yağda kızartılması:
Mahal: Yer, mesken:
MAHNA: Bahane:
Makat: Tahtadan yapılmış sedir:
MAMA:Hala:
Mar: Yılan:
MARŞAPA: Kupa (dolça):
Maşrapa: Kulplu bir çeşit su kabı:
Mattavar: Bir çeşit hastalık:
Maya: Kadın adı:
Mazi: İki teker arasında ki mil:
Mehriban: Kadın adı, merhametli:
Mercana: kışlık yakacağın ormandan temini.:
Merek: Ot ya da saman konulan ev: Merek yandı sıçana da kalmadı:
MEREK: Saman vs yığılan depo:
MERTEK: Damda kullanılan uzun odun:
Meşe: Orman:
Mintan: Gömlek:
Miras kalsın: Mal sahibinin ölmesini dilemek:
Modgam: İmece:
Morbet: Çırak, yardım eden çocuk:
MOTAL: Tuluğh, peynir konulan kurutulmuş koyun derisi:
MOZİK:Dananın büyüğü
Möğkgem: Sağlam:
MÖKKEM: Sağlam:
MUÇURLAMAK:Buruşturmak
MURUSLARINI DÖKME:Suratını asma
MURUSLARINI DÖKMEK:Suratını asmak
MURUZUNU SALLAMAK: Suratını asmak:
Muzveil: Muhbir:
Muzveillenmek: İhbar etmek:
MÜRGÜLEMEK:uyuklamak:
N:
Nahır: Sığır sürüsü:
Napuzzar: Kapının önünde ya da arkasında kalan tarla:
Nat: Tırpan sapı:
Nataş: Çıra parçasına verilen ad:
Neft: Gazyağı:
NEHRE: Yağ yapmak için kullanılan alek:
Nevale: Erzak:
NİGART:Tavuğun gagası
Nöker: Hızmetkar:
O:
OBBAZ:İşe yaramaz aylak
Oçkur: Uçkur:
Ola Çabux Gaç: Hemen kaç:
Ola, Ula: Ulan, arkadaş:
oturan kimse:
Ö:
Ögeç: Bir yaşını geçmiş erkek kuçu:
P:
Pağaç: Yuvarlak ve kalın bir tür ekmek, somun:
PALAZ:Bez
PALAZ:Bez:
Pampara: Bir tür yabani bitki:
Panta: Yabani armut, ahlat:
Papağ: Başa giyilen tiftik başlık:
Papul: Çocuk ayakkabısı, patik:
PATOS:Tahılları samanından ayırmak için kullanılan alet:
Paxıl: Kıskanç:
Paxıllanmak: Kıskanmak :
PEC: Soba :
Peçkir: El havlusu:
Peg: Yıkıntı, virane olmuş ev kalıntısı için denir:
Pege: Ahırda hayvanların ot ya da saman yedikler bölme:
Peleş: Boynuzları yanlara doğru açılmış hayvanlara verilenad:
PELLÜK:Ayaktaşi oyunu
Pepe: Kekeme:
PEŞ GÜN:Sofra
Peş: Arka:
Peşgun: Ayakları kısa yer sofrası:
Peşine gitmek: Arkasından gitmek:
PEŞKİR:Havlu
PEŞKİR: Havlu:
Peşlemek: Kovalamak:
Pırti: Elbise:
Pızık: Yabani arı:
Pızıklanmak: Sineklenmek:
Pin: Tavuk yuvası, kümes:
Pingal: Folluk, tavuk yuvası:
Pisik: Kedi:
PİŞİK:Kedi
Pitik: Köpek yavrusu:
POCİLEMEK :Baltayı taşa vurma
PORTLAK:Göz Yapısı büyük plan
Portlak: Göz yapısı büyük olan:
Poşa: Çingene,:
POŞGUN:Yer Sofrası:
Potur: Büzgü:
Poy Poy: Hele bakın anlamında Poy Poy Gülen :
Pöçük: Kuyruk, en geride kalan:
Pöçük: Son. Kuyruk:
PÖRÇÜK :Tırpanı sapına bağlayan yeri
Pörçük: Tırpanı sapına bağlanan yeri:
Pörçüklü: Yağcı, :
Puç: Hiç, yitirmek Emegim puç oldu:
PULUL:Ot Yığını
Pulul: Ot demeti:
PULUL:Ot Yığını:
Pumpul: Yastık başlarına dikilen püskül, süslü :
Punğar: Çeşme:
Punğar: Pınar:
Put: Bir ağırlık ölçüsü:
Puti: Yiyeceği olmayan ailenin fertlerini komşuları alıp besleme işi:
PÜRÇEK:Saç Tutamı
PÜRÇÜKLÜ: Havuç:
Püşürik aşı: Bir tür çorba:
RAPATA: Tandıra hamuru yapıştırmak için kullanılan alet:
S:
Sağ: Kara karga:
Sağdıç: Düğünde damadı gezdiren kişi:
Sahi mi: Gerçek mi:
Sahi: Gerçek:
Sak: Çorabın tabandan yukarı olan kısmı:
SAKO :Kolsuz ceket
Sako: Sakar, dökülen:
Sambağı. Samileri bağlıyan ip:
Sami: Boyunduruğa takılan ağaç ya da demir çubuk:
Sanaksal: Ahırların orta yerinde çukur hayvan bokunun toplandığı kanal:
Sap: Başakların tutunduğu dal:
Sarol: Can eriği:
Sazna: Arazi ölçümünde kullanılan bir ölçü aleti:
Secele: Soy kütüğü:
Segirtmek: Çabuk gitmek:
SEĞİRTMEK:Çabuk davranmak
SEĞİRTMEK:Çabuk:
Seki, Sevki: Sedir:
SEKİ:Divan,:
SEKÜ:Divan
Sıggavus: Ahır temizlemede kullanılan süpürge:
Sıloık: ıslık:
SIMIŞKA: Ay çekirdeyi :
Sinor: Tarla hududu, sınır:
Sitekan İstikan Bardak:
SİTİL:Yoğurt Kabı
SİTİL::
Sitil: Süt kabı:
Sivirlenme: yokuş aşağı kayma olayı:
SOKO :Mantar
Sosiya: Parlak renkli kara kuş:
SOYHA, ANDIR, MERET:Uğursuz şeyler için söylenir
SOYHA: Uğursuz (Andır):
Stol: Sandaliye:
Ş:
Şaplak: Tokat:
ŞARILDAYAN:Yıldırım
Şillopa: Karla karışık yağmur:
ŞİNEL:Palto
Şirat: Peynir Suyu:
ŞİŞEK: 1 Yaşında koyun:
ŞOGURT:Salya
ŞOGURT:Salya :
Şoğurt: Salya:
Şor Tuzlu:
Şoş: Asfalt yol:
ŞOŞARTMAK:Abartma
şourtlu: Salyalı:
Şöbe: Oltu taşından yapılan boncuk:
ŞÖHE :Siyah boncuk
ŞUŞLANMAK:Fazla yatma
Şuşlanmak: Fazla yatmak:
Şuşurtluk: Değirmen oluğunun su dökülen yeri:
ŞÜŞİT:Huni
Şüzzük: Peynirin suyu:
T:
Tağaryirlenme: Kendinden geçme:
TAĞAYİRLENME :Kendinden geçme
Talaş: Telaş:
Tanış: Tanıdık:
Tapan: Sürülmüş tarlayı düzeltmeye yarıyan tahta kalas:
TAPUL, PULUL :Ot demeti
Tapul: Ot demeti:
TAR:Tavukların kümeste üzerine çıktıkları yer
Tar: Tavukların üstüne dizildiği ince sırık:
Tarla:
taşıyıcı (El arabası çıktı, mertlik bozuldu):
TAT :Çorabın ayağa giyilen daban kısmı
Tavşal: Kadınların baş örtüsünün kalını:
Tecgere: Hayvan pisliğini taşımaya yarıyan tahat alet:
teknesi:
TELEK: Kaz kanadı ile süpürme amaçlı yapılmış alet :
Telis: Çuval:
Têlli: Güzel, narin:
TELLÜK:Yünlü takke
Teper: Doldurur, Ha bire teper:
TEREK:Raf
Terek: Raf:
TEREK:Raf:
Termaş: Bozuk:
Termaşa kalsın: Bozulsun kalsın:
Terpen: Kımılda:
Terpet: Kımıldat, :
Teşi: Yün eğirmeye yarayan alet:
TEŞT:Saç leğen
Teşt: Saç legen:
TEŞT:Saç leğen:
TETAN: Hayvan dışkısının doğal haliyle kurumuş hali, yakacak olarak kullanılır:
TEVÜR:Çeşit
Tevür: Çeşit:
Têy: bir nida, Têy nezaman geldi:
TEZEK: Hayvan dışkısı ile yapılmış yakacak:
TIĞ :Saman ekin karışımı yığın
Tığ. Harman yerinde ki saman yığını:
Tığa: Saygısız olan delikanlıya denir:
Tırhıç: Ahırın içini bölmek için yapılmış tahta duvar, bölme:
Tırık: İshal:
Tik: Yüksek, dik:
Toklu: Bir yaşında kuzu:
Toklu: Yaşına girmiş erkek kuzu:
TORHOLA :Kabuk tutmamış yumurta
Torlak: İş bilmeyen, acemi:
Torpax : Toprak:
Torpax başına: Ölesin, mezara gidesin:
Tosbağa: Kaplumbağa:
Toy: Düğün:
TÖYÜR:Çeşit:
Trink: Peşin para anlamında:
TULA: Köpek yavrusu :
Tulla: Köpek eniği:
Tullanmak: Yuvarlamak:
Tuluk: Tulum:
Tuman: Don:
Tump: Tarlaların kenarı:
TUSMAK:Sinmek
Tülek: Korkudan çabukça kaçan, ödlek:
Tütün: Duman:
Tütüye Bir kadın ismi:
U:
Uca: Yüce, “Uca dağların başında:
Uçux: Yıkık:
UĞURRAMAK (OĞURRAMAK):Çalmak:
Uğuz: Oğuz:
Ula Ula: Hele hele:
Ula: Ola, olan:
Umaç: Hamurdan yapılan bir yemek:
Uşax: Çocuk:
Ü:
ÜLEŞMEK:Bölüşmek
Ürek: Yürek:
Üstü: Elbisesi:
Üzdür: Yüzdür:
Üzerlik: Sedefotu:
V:
Varlı: Zengin:
VEDRA:Kova
Vedre Kova, su kabı:
Veran kalsın: Harabe olsun:
Veran: Viran, harabe:
Vışşş! Şaşırma ifadesi:
Voj: Yular:
Vurgun: tutkun:
Y:
YABA :Beş parmaklı ağaç dirgen
Yad: Yabancı:
Yal: Köpek yiyeceği:
Yalaka: Yağcılık eden:
Yalax: Köpeğe yal verilen kap, yal kabı:
Yanaşma: Yandan takılan:
Yanbegi: Yatay olan eğiri:
Yanpuri: Eğri düz olmayan:
Yansılama: Taklit etmek:
Yarpax: yaprak:
Yaşik: Ağaçtan yapılan kasa:
Yaşmax: Başörtüsü:
Yavan: Katıksız:
Yaylıx: Başörtüsü:
Yêddi: Yedi:
Yege: Eye:
Yegin: Çalışkan, üşenmeyen:
YEĞİN:Çalışkan titiz
Yeke: Büyük, kocaman:
YEKTİ:Yetim
Yel: Osuruk:
Yellen: Ossur:
Yêri: Yürü:
Yerinmek: Heveslenme:
Yesir olmak: Kurban olmak:
Yesir: Esir:
YEŞIK:Ağaçtan yapılan kasa:
Yeşilpiç: ¼ lük Rakı:
Yığ: Topla:
Yığın: Ot yığını, kalabalık:
Yoğurt Kabı :
Yola vurma: Gönderme:
Yon: Bir ağacı yontmak.:
Yoz: Kısır mal:
Yuha: ince:
Yuha: Sığ derin olmayan:
Yumri: Yuvarlak:
YUNGUL:Hafif :
Yuxu: Uyku Yuxun Gelêr:
Yüngül: Hafif:
Z:
ZABUN :Fakir
Zabun: Çelimsiz:
Zağ: Keskin sivri:
ZAĞAR:Küçük köpek
Zahar: Gerçekten öyle:
ZANGAL :Tabansız uzun çorap
Zanka: Kızak:
ZEDA :Tarlanın sürülmemiş tarafı
Zeher: Ağu, Zehir anlamında:
ZEHLEM GİTMEK: Nefret etmek:
Zehrimar: Sinirli bir anda Ne var anlamında kullanılır:
ZENNE:Kadın
Zer: Altın:
Zerge: Değersiz, değeri düşük olan denir:
Zerzebil: Perişan:
Zeşt: Ağıt:
Zeşt: İnce sac:
Zevsek: Geveze:
Zıbın: Bebek gömleği:
Zırlama: Ağlama, çok söylenme:
ZIRZA:Aşmalı kilit
Zırzop: Uyumsuz, kaba saba:
Zibil: İnce toz:
Zirt: Gösteriş meraklısı:
Ziyil: Siğil:
Zoğ: Tarla, çayır biçiminde tırpanın biçerek yığdığı ot:
Zokko: Mantar:
ZUBUN:Mintan
Zukkum: Haram:
Zukkum: Zehir, zakkum anlamında:
ZURGANA :Eğri büğrü vücutlu

MEHMET ALİ ARSLAN

11
May

TEREKEME YEMEKLERI KARAPAPAK MUTFAĞI ARDAHAN ÇILDIR KARS ARPAÇAY YEMEKLERI

HANGEL :Terekemelerin en önemli yemeğidir. Değerli bir misafir geldiğinde ikram için yapılır. Hangeli sevmeyen terekeme yoktur. Kars yöresinde çok yaygındır. Sivas’ta da terekeme köylerinde Hıngel adı ile yapılır. Birkaç farklı şekili vardır. En yaygın olanı boş hamur yaprakları ile yapılanıdır. Hamuru mayasızdır. Hamurun açılmamış her bir topağına pazı adı verilir , bir pazı bir kişiyi doyurur ve büyüklüğü yaklaşık iki avuç içini dolduracak kadardır. Hamurun en büyük özelliği sert açılmasıdır. Hamur hazırlanırken her pazı için birer adet yumurta kırılır ve bir miktar tuzlu su ile sert bir kıvamda yoğrulur. Hazırlanan hamur bir süre dinlendirilir , yufka şeklinde ince olarak açılır ve kareler şeklinde kesilir. Kaynar suda haşlandıktan sonra süzülür ve bir siniye çekilir. Üzerine sarımsaklı yoğurt ve içinde küçük soğan parçacıkları kavrulmuş tereyağı dökülerek servis yapılır. Bekletilmeden ve soğutulmadan yenmesi gerekir. Hangel sosu ile ilgili yöremize has kurut isimli bir malzeme vardır. Kurut yaklaşık bir avuç içi büyüklüğünde , kurtulmuş süzme yoğurt topağıdır. Hangel içine atılacak yoğurt yerine kurut eritilerek yoğurt sosu hazırlanır. Kurut hangele farklı ve kendine has bir lezzet verir.Sos için bir önemli bir nokta da kullanılan tereyağının saf tereyağı olması ve içinde kavrulan soğan parçacıklarının ne yanık tadı ne de çiğ soğan tadı vermeyecek şekilde kavrulmuş olmasıdır. Hangel üzerine dökülen bu zengin sos o kadar lezzetlidir ki sini üzerinde bir arada yenildikten sonra kalan sos karışım genelde gençler ve çocuklar tarafından ekmek ile sıyrılır. Ayrıca aynı şekilde hazırlanan hamur kurutularak daha sonra haşlanmak üzere de saklanır ve genelde kışa hazırlık yiyeceklerine dahil edilir.

Hangelin bir diğer hazırlanışı ise kemikli et ile yapılanıdır. Yukarıdaki gibi hazırlanan hamur haşlanmış kemikli et suyu içerisine kaynatılır. Üzerine aynı soslar konulur. Yapılan bu yemeğe Etli Hangel denir. Aslında Hangel yemeğinin orijinal hali budur. Bunlarla beraber , terekemeler Kayseri’de yapılan mantıya benzer, fakat daha büyük olan , açılan yufkanın içine daha önceden hazırlanan et karışımının konulduğu , mantı yemeğini de yine aynı soslarla Hangel adı altında yaparlar.

FESELİ : Önemli bir terekeme hamur işidir.Una su, maya, tuz konur, katı hamur yapılır. Hamur kabarsın diye 1-1,5 saat bekletilir. Sonra hamurdan yuvarlak parçalar yapılır ve0,5 mm kalınlığında açılır. Hamurun üzerine yağ sürüp 5-6 kat birbirinin üzerine konur. Üçgenler kesilir sigara şeklinde sarılır. Sonra bunlar halka şekline getirilir. Böylece çapı 10-12 cm, kalınlığı 1.5-2 cm olacak şekilde feseli şekline getirilir. Daha sonra feselinin her iki tarafı yağda kızartılır. Feseli sofraya verildiğinde yanında bal da konur yada üzerine pudra şekeri serpilir. Feseli hem sıcak hem de soğuk olarak servise sunulabilir.

FETİR: Mayalanmış hamurun, yufka seklinde açılarak doğrudan sacın üzerinde pişirilmesidir. Yağlanarak veya kuru olarak yenir. Yufkadan kalın lavaştan ince olduğu için yöremize özeldir. Genelde et yemeklerinin yanında tüketilir.

VELBAK: Mayalanmış hamur gözleme şeklinde açılarak içerisine daha önceden haşlanmış ve ezilmiş koyu kıvamlı patetes püresi konularak sac üzerinde direkt ateşte pişirilir.

BOZBAŞ: Bozbaş genelde et için koyun kuzu kesildiğinde yapılan bir et yemeğidir.Önce normal bir tencereye soğanları küçük küçük kıyıp konulur. Et normal büyüklükte doğranır, yağla birlikte hafif kızartılır. Sonra domates doğranıp, salçayı da hafif sulandırıp tencereye dökülür. Tencerenin yarısına gelecek şekilde su konur. Kaynadıktan sonra nohut konur. Patatesleri dörde bölünüp tuzu da ekleyerek tencerenin kapağı kapatılır. Altını da hafif kısarak yarım saat kadar pişmesini beklenir. Fetirle birlikte veya tandır ekmeğiyle yenir.

KAYGANAK: Bilinen yağda yumurtadır. Tek özelliği seçilen yağın saf , ateşte köpüren yağ olmasıdır. Dışarıdan ithal edilen omlet , bizde kayganak adı ile Karadenizde ve Kuzey İç Anadolu’da Kaygana adı ile , peynirli , domatesli ve sade olarak yüzyıllardır tüketilmektedir.

HAŞIL : Haşıl yapılırken ince yarma önce bulamaç şeklinde pişirilir. Sonra ortası havuz gibi açılır ve üzerine tereyağı konur. Çevresine ise sarmısaklı yoğurt gezdirilir. Haşıl ortasına açılan yağ havuzu nedeni ile ayrı tabaklara bölünmez ve tek bir kaptan yenir.

HELVA : Un, yumurta, süt ve su ile hazırlanan hamur önce elde ufalanır. Rengi hafif kırmızı oluncaya kadar kavrulduktan sonra içine ceviz katılıp üzerine soğuk şerbet gezdirilip servis edilir.

KAYMAK HELVASI : Yukarıda anlatılan helvanın içine kaymak atılarak pişirilen helvadır. Rengi kaymaktan dolay daha koyu ve kıvamlıdır.

ERİŞTE PİLAVI : Evde kesilen erişte ve yeşil mercimekle hazırlanır. Önceden haşlanan yeşil mercimek, erişteyle bir taşım kaynatılıp süzüldükten sonra yağlanmış tencerenin tabanına patates dizilir, üzerine mercimekli karışım konur. Son olarak üzerine kızdırılmış yağ gezdirilir ve patatesler kırmızı renk alıncaya kadar pişirilir. Ters çerilip servis edilen bu yemek, kimi zaman patates yerine lavaş ekmeği ile de yapılır.

ERİŞTE ÇORBASI : Yine evde kesilen erişte mercimek ile birlikte tıpkı diğer hamur çorbaları gibi pişirilir. Servis yaparken üzerine sarımsaklı yoğurt dökülür.

KATMER: Katmer yapılması oldukça zahmetli bir tür börektir. Normal hamur mayalanır hamurun ekşimesi beklenilir. Daha sonra hamur, yufka seklinde açılır ve yufkalar beşerli olarak,aralarına yağ sürülmek kaydıyla rulo yapılır. Ve tepsinin ortadan başlamak kaydıyla, kıvrımlı olarak sarılır, tepsi düzeltilir. Üzerine yumurta sarisi sürülerek fırına verilir.

KETE: Kete de önemli misafirlere ikram için hazırlanan bir terekeme yemeğidir.Kete hamuru da katmer gibi normal ekmek hamurudur. Ancak mayalandıktan sonra fazla bekletilmez. Hamur yine yufka seklinde açılır. Bu arada daha önceden açtığımız yufkanın içine konulmak üzere, yağda un kavrularak “İç” dediğimiz kete içi hazırlanır. Hazırlanan bu içten, açılan yufkanın arasına bir miktar konur ve yufka oval olarak sıkı ve güzel bir seklide içe doğru kapatılır.

GAGALA : Normal hamur mayalanır bir süre bekletilir Yöresel değimle “Hamurun ekşimesi” beklenilir. Daha sonra bir miktar hamur (Künde) ortası delinerek elips biçimde şekillendirilir. Yağlanmış tavaya 5-6 tane dizilen gagalalarin üzerine yumurta sarisi sürülerek fırına verilir. Köyde ise ocak (Şömine) üstüne dört adet demir çubuk konur. Bunun üzerine tepsi konduktan sonra, tepsinin üzerine sac ters çevrilerek kapatılır. Ters çevrilmiş diş büken sacın üzerine ise, demir hare kapatılarak içine tezek koru konur. Ateşte pişen yiyeceklerin daha leziz olduğunu anımsatarak afiyet olsun diyoruz…

KAYGANAK: Bilinen yağda yumurtadır. Tek özelliği seçilen yağın saf , ateşte köpüren yağ olmasıdır. Dışarıdan ithal edilen omlet , bizde kayganak adı ile Karadenizde ve Kuzey İç Anadolu’da Kaygana adı ile , peynirli , domatesli ve sade olarak yüzyıllardır tüketilmektedir.

HAŞIL : Haşıl yapılırken ince yarma önce bulamaç şeklinde pişirilir. Sonra ortası havuz gibi açılır ve üzerine tereyağı konur. Çevresine ise sarmısaklı yoğurt gezdirilir. Haşıl ortasına açılan yağ havuzu nedeni ile ayrı tabaklara bölünmez ve tek bir kaptan yenir.

HELVA : Un, yumurta, süt ve su ile hazırlanan hamur önce elde ufalanır. Rengi hafif kırmızı oluncaya kadar kavrulduktan sonra içine ceviz katılıp üzerine soğuk şerbet gezdirilip servis edilir.

KAYMAK HELVASI : Yukarıda anlatılan helvanın içine kaymak atılarak pişirilen helvadır. Rengi kaymaktan dolay daha koyu ve kıvamlıdır.

KUYMAK: Önce bir tavaya kaymak konulur ve işitilir. Daha sonra alabildiği kadar Mısır unu (Cadı unu) veya buğday unu konularak sürekli bir biçimde karıştırılır. Biraz su dökülerek karıştırılamaya devam edilir. Ta ki kaymağın yağı çıkıncaya kadar, yağ çıktığı zaman yenmeye hazırdır. Afiyet Olsun…HASUDA : Hasuda tatlı bir yiyecektir. Önce şerbet hazırlanır. Şerbetin içine çok az un atılır ve çırpılır. Daha sonra tavada yağ işitilir ve içine hazırladığımız şerbetle un dökülerek karıştırılır. 5-10 dakika böylece ateşte pişirildikten sonra hazır olan hasuda yenmeye hazırdır. Afiyet olsun… PİŞİ: İsteğe göre, süt veya su ile mayalanarak yoğrulan hamur, biraz bekletildikten sonra, elle hafif ekmek boyutuna getirilinceye keder çevrilir, yuvarlak hamur kızgın yağa atılarak kızarıncaya kadar pişirilir.  KESME ÇORBASI : Açılan yufka üçe veya dörde bölünür. Bu parçalar üst üstü konarak tel kesilir. Makarna seklinde kesilen parçacıklar kaynamış suya atılarak pişirilir. Bu arada ince ve uzun olarak yuvarlatılmış hamurdan küçük parçalar kesilerek kızgın yağda kavrulur. Pişen kesme çorbasına bu parçacıklar atılarak servis yapılan çorba, yoğurtla oldukça leziz bir tat verir.

Kaynak:  MEHMET ALİ ARSLAN

11
May

TEREKEME KARAPAPAKLARIN YAŞADIĞI BÖLGELER @ MEHMET ALİ ARSLAN

Borçalı-Kazak boyundan gelen Karapapak Türkleri, Kıpçak Kuman, Bulgar ve Hazar Türklerinin Ön-Asya’daki koludur. Borçalı ve Kazak diye iki kola ayrılırlar. Kafkasya’da ve yakın bölgelerde dağınık bir vaziyette yaşayan Karapapak Türklerine, siyah astragan kalpak giydikleri için komşuları bu adı vermişlerdir.
Tarih
Çıldır ve Ardahan’daki Karapaklar (ve Terekemeler) önceden Kuzey Azerbaycan’da, Kazah Şemsettin Khanate’nin Kazah ve Borçalı bölgelerindeki Debed ve Borçalı nehirleri boyunca yaşarlardı. 1828 yılında imzalanan Türkmençay Anlaşması’ndan sonra bir bölümü Kars’a ve bir bölümü de İran Azerbayca’ının Sulduz bölgesine, Ushnu’nun doğusuna göç etti. Bir başka kayda göre, Terekemeler Hazar denizi kıyısında, Gamri Uzun’dan Derbent’e uzanan ovada yaşarlardı.

90-100 hanelik bir Terekeme grubu, 1904 yılında Türkiye’ye yerleşmek için başvuruda bulundu. Bir kısmı o zaman Rusların elinde bulundurduğu Kars’a, bir kısmı Ağrı, Tutak ve Eleşkirt’e geldi; diğerleri Adana’ya (orada halen bir Terekeme köyü vardır), geri kalanlar ise 1914 yılında Malazgirt’ten Sivas’ın Tutmaç, Büyükköy ve Kurdoğlu köylerine göç ettiler. Fakat, daha önce, 1877’de, Sivas’ta en az bir Terekeme köyü bulunmaktaydı.

Diğerleri ise 1921’de Rusların çekilmesiyle Kars’a geldiler; bunlar Gümrü Antlaşmasıyla gerçekleşen nüfus mübadelesiyle Akbaba, Tiflis, Borça ve Kazah bölgelerinden göç ettiler.

Söz konusu isimsel farklılığın nedeni, Rusların, kısmen Kafkasya ve kısmen de İran’dan gelip eski Aleksandropol bölgesine, Akhaltsike’ye ve şimdiki Gürcistan’daki Akhalkalaki’ye yerleşenleri tanımlamak için “Karapapaklar” terimini kullanmış olmalarına dayanabilir, oysa Akbaba Terekeme’lerinden ayırt edilmeleri için bunlar genel olarak Gürcistan Terekemeleri olarak adlandırılmaktadırlar.

Karapapaklar, Türkiyenin başlıca Kars(Akyaka,Sarıkamış,Selim,Arpaçay,Kağızman ) Ardahan´ın (Çıldır,Hanak ) Ağrı, Sivas ( bilhassa Yıldızeli ),Tokat ( Zile ),Amasya,Gürcistan ( Samshe-Javakheti,önceleri Ahıska ama 1944 sürgününden sonra kimse kalmamıştır) Ahılkelek,Ninotsminda ve de en yoğun olarak yaşadıkları Marneuli/Borcalı Bölgesi Rayonları. Azerbaycanın Sulduz bölgesi, Ermenistanın Ağbaba bölgesi, Türk Cumhuriyetlerinde ve Avrupada dağınık şekilde yaşamaktadırlar. Özellikle Ardahan’ın Çıldır ilçesinde yoğunlaşmaktadır; Çıldırlıların söylediklerine bakılırsa tüm köyler Karapapak ya da Terkemedir; en yoğun şeklinde bulundukları ikinci yer Arpaçay ilçesidir.Hasançavuş köyü baştaolmak üzere Orada köy nüfusunun yarıdan fazlasını oluşturmuşlardır. Ayrıca Kars merkez ve Selim, Kağızman ilçelerinde bulunurlar. Kavkazskiy Kalender’a (1910) s. 546, bakılırsa, o zamanlar 99 Karapapak köyü vardır ve bunların 63’ü Kars yöresinde, 29’u Ardahan’da ve 7’si Kağızman’daydı.

Rusların 1877’de Kars’ı işgal etmelerinden sonra, içlere doğru çekilen Karapapaklar Sivas, Tokat ve Zile’de köyler oluşturmuşlardır. Bunlardan biri olan Acıyurt, 1877’de hali hazırda Karapapak nüfusuna sahiptir. Ayrıca Kayseri’de iki köyün (Pınarbaşı ve Sarız) ve Dağsıatandan gelen terekemelerden oluşan Balıkesir Manyasta Çamlı köyü bunlardan bazılarıdır.

Gurcistan’da Samshe-Javakhetı ( Güneybati Gürcistanda ) Akhalkalaki ( Ahılkelek) Bogdanovka Ilçelerinde yaşarlar ama asıl büyük kısmı 1944 Ahıska Sürgününde Rusya’nın muhtelif yerlerine sürgün edilmişlerdir. Başka bir Terekeme Topluluğu da Doğu Gürcistan da Borcalo da ( Borçalı ) da ikamet etmekdedirler.

Dağıstan da 15 Terekeme Köyü olduğu belirtilmektedir. Aynı zamanda Stavropol da 1944 Ahıska Vilayetinden sürgün edilen Terekeme Türkleri ikamet etmekdedirler.

Kaynak: MEHMET ALİ ARSLAN Siteleri

11
May

TEREKEME FIKRALARI TEREKEMELER TEREKEMELERIN FIKRALARI @ MEHMET ALİ ARSLAN YAYINLARI

Yaşlı terekeme hac vazifesini yapmak için günü gelince bütün cemaatle birlikte caminin önünde toplanır.Etraftaki kalabalığı ağlıyan sızlıyanı görünce adamın içine bir korku düşer.Tam bu sırada yaşlı terekeminin küçük torunu geler ve başlar ağlayarak AY LELE HARYA GEDİRSEN SEN ALLAH GETME”diye ağlamaya.İyice kendinden geçen yaşlı terekeme ”AĞLAMA BALAM LELENDE PEŞMANDI AMA KEÇİFTİ MENİ BU ZULUMATA SOHANIN ATASININ GORUNU……..

 HOPPANAMMEREM
 TEREKEMENİN BİRİ ASKERE GİDER,ENGELLİ KOŞU BANDINDA,HALATA TIRMANER HALATIN EN BAŞINA ÇIĞER ORDA DUROR KOMUTAN DEYER İNSİNE OĞLUM AŞŞAĞIYA,BU DEYER Kİ, KOMUTANIM HOPPANAMMEREEM. KOMUTAN BİŞEY ANLAMER BİR DAHA SOROR AYA KOMUTANIM HOPPANAMMREM. KOMUTAN TEKRAR BİŞEY ANLAMAYINCA NERELİSİN OĞLUM SEN DİYOR KARSLIYIM DİYOR BİZİMKİ KOMUTAN BAŞKA Bİ KARSLI ÇAĞIRIN DİYOR BAŞKA BİR TENE KARSLI BULOLLAR.KOMUTAN DEYERKİ OĞLUM BAK BU HALATTAKİ ASKER NE DİYOR BİZE, GELEN KARSLI HALATTAKİ KARSDIYA SOROR AYA NE DEYERSEN AYA DEYER HOPPANAMMEREM.KOMUTAN NE DİYO OĞLUM BU ASKER

,YANİ DEMEK İSTEYİRKİ AY KOMMUTANIM HOP-PA-NAM-ME-REM.

 birisi terekemenin evine konak gelmiş ev sahıbi bizde meşur olan çay ıkram etmiş bizim orda çay kıtlama ile içilir (tabık kırılmış erzurum şekeri ile)adam hem konuşuyor hede çay yudumluyor .ev sahıbı dayanamamiş gurvan olumçayı niye salma içmersen adamda cevap hazır salma menı yandırır.ev sahibi alta kalırmı aya kopoğlu senin kıtamanda meni yandırer.

HOCA

Hoca bir gün camıda vaaz verermiş… Diyermişki ay camaat… Bu uşahlarınızın halı nedi bele… Bunların sayavı yiyesi yohdumu. Oralarını buralarını açıf dar pantul giyif gezerler… Camaattan biri daha fazla dayanamayıf hocaya diyifki… Aya hoca… Senin torununda dediğin kimi geyiner… Hocada lafın altında galmıyıf tabi.. Diyifki “ama köpöyoğlunun gızınada çoh yahışer canııım”……

VERDİYCE VERİR
Adamin birine sayisaldan buyuk ikramiye cikiyor.Karisina bileSoylemiyor sabaha karsı ikramiyeyi almak icin Ankara’ya yola Cıkıyor. Tam Elmadag’a gelmisken bir telefon. Arayan kayın biraderi Nerdesin eniste ? dısaridayim heyirdii Cabuk eve gel nooldu? Cok mu acil hemen gel ablam >yoksa hasta mı ? yok sizlere ömur Telefonu kapattıktan sonra Adam koltuga yaslanıyor ve şöyle diyor: Ey gözel Allah’ım, verdiyce veriyor, verdiyce veriyor
  DUA ET MEN İSTANBULDAYIM

terekemenin biri akrabasına borçlanmış.arkarabası parasını istemeye gelende terekeme karısına diyirki men istanbula gitmişem de der karısına daha sonrada kapının arkasına gizgenir.arkabası gelipte karısna laf edir.daha sonra çıkar gidr.bunun üzerine terekeme kapının dalından basını uzatıp derki ay köpoğlu sen dua et men istenbuldaydım yoksa cırardım senii

VALLAH MENİM DEĞİL

kars ilköğretim okullarından birinde öğretmen öğrencilerden birini sözdüğe kaldırar ilk sorusu oğlum elini pantolonunun sağ cebine attın ve 10 milyon lira çıkardın sol cebine attın 5 milyon lira çıktı söyle bakalım senin şimdi neyin var.öğretmen çoçuğun 15 milyon liram demesini beklerken çoçuk cevap vermiş: öğretmenim vallah bu pantol menim değill

LİSELİ imamhatip lisesinde teftiş yapan bir müfettiş sınıfa girer ders Kuran-i Kerim dirbir öğrenciyi kaldırarak ismini sorar öğrenci’fatih’ diye cevap verir müfettiş peki öyleysefatiha suresini oku bakalım çoçuk sureyi okur.sıra başka bi öğrenciye gelmiştir müfettiş tekrar sorar’ismin ne çoçuğum’ çoçuk cevap verir ‘yasin ama arkadaşlar kısaca kevser der’
NAMAZ GILMIR

terekemenin biri heç camıya getmiyif,birgun oğlu deyif ay lele gel böyün gadir gejesidi camıya gedeğ.baba hec gılmıyıf ama uşağıda gırammer tamam deyer ağsam gedeller tabi tesbih namazına denk geleller kişi bağer namaz pitmer deyer ey camaat durun herkeş duror cekedi cığarder oğluna verer.deyer a balam siz gedin yatın bu hoca mana inat namazı uzader savağa gader namaz gılajığ,gılmıyanın……….

TEREKEMENİN MAHNİSİ

Üzerine binen herkesi bir hamlede yere atan eşşeğe kimse binmeğe cesaret edemeyince Terekeme şeşelene şeşelene öne çıkar ve: -Men minerem meni tüşüremmez. Diye iddiaya girer Terekeme eşeğin sırtına bindiği gibi kendisini yerde bulur. Bulur bulmasına ama düşüşün etkisi ile kolu ve bacağı kırılmıştır. Acı ile kıvranan Terekeme bir Taraftandan honcikliyerek uzaklaşan eşeğe bakarak: -Köpöyoğlunun andırına bak ele biler men hele üsdündeyem..!

EYE NİYE ÖLMÜRSEN

İstanbul’dan Kars’a hareket eden bir otobüste iki yolcu yan yana oturuyor. Yolculardan birinin hastası var çok düşünceli diğeri ise bu yol nasıl biter diye düşünerek yanındaki yolcuyu konuşturmak ister. -Kardeş senin adın nedir? diye sorar. Hastası olan -Mehmet Rıza diye cevap verir. otbüs Gebzeyi geçer yine sorar; – Kardeş senin adın nedir? Adam cevap verir;-Mehmet Rıza. Otobüs Adapazarını geçer yine- Kardeş hakket senin adın neydi? der. Adam kızarak -Mehmet Rıza Mehmet Rıza diye cevap verir.Düzcede verilen moladan sonra adam yine sorar;-Ya kardeş senin babanın adı neydi? diye sorar. Bu sefer dahada kızgın bir sesle -Eye niye ölmür sen. Menim adımı ağlında tuttun kaldı babamın adı.

GILMA DEYİRSEN GILMIYAH
Terekeme çayırda tırpan çekerken bir ara başını kaldırır güneşe bakar.Güneş tepesine dikilmiş,öğle zamanı olmuştur.Kendi kendine söylenmeye başlar:-Aya ay goca terekeme,indiye geder başın bir secdeye deymiyif,hele böyün bir namaz gıl ,görek Allah gavıl eliyer mi?Sonra derede abdest alır,gelir ele gol başında namaza durur.Ele başını ilk secdeye goyanda alttan gözüne çöp batır.Başını galdırır göğe doğru bahır,tekrar söylenir:-Aya ay Goca Allah, gılma deyirsen gılmıyah, be gözümüze çöpü niye sohursan?
   KALBAYI EMİ
 Karstan Iğdıra atıyla yolculuk yapan Kalbayı emi gece karanlık çökünce Aktaşta bir Han’a iner Ertesi günkü yoğun işlerini tamamlamak için erken kalkması gerektiği içi hancıya: -Ede bala meni seherde galdır iydire kuşduhda yetişmeliyem Olar kalbayı emi sen heç narahat olmaginen Kalbayı emi yol yorgunudur, bu nedenle odasında yatan Keşiş’ın farkına varmadan kendini yatağa atar ve derhal derin bir uykuya dalar. Sabah şafak sökmeden hancı gelir ve tenbih uyarınca Kalbayı emiyi uyandırır. Uyku sersemliğiyle, yanında yatan keşişin’ın yere düşmüş bulunan takkesini başına geçiren kalbayı tuvalete gider. Aynanın karşısına geçince karşısındaki şekli görüp : -Görürsemmi ahmah oğlu ahmağı meni galdıracağına keşişi galdırıpdı..!
 YEDİM YATTIM
 Azeri, terekeme, kürt bir köye gediller köyde heşkimse evine almır.onnar tekrar şansını denemey için bir kapı çalırlar kapıya kadın çığır çığar çığmaz ilerde bir yardım sever birisi var ona gedin o alar evine ama deyin biz allah misafiriyiy azeri tamam deyeriy diyif yola devam ederler.eve varırlar kapıyı çalılarlar kapıya dindar adam çıkar selam aleyküm dayı biz allah misafiriyiy derdemez içeri alır derki sadece bir tas helvam var bunu bir kişiyle paylaşıcam herkes yatsın sabah uyanınca gördüğünüz rüyanızı anlatıcak hangisi güzelse onla paylaşıcam helvayı.herkes yatar sabah olur terekemeyi çağırır adam sorar rüyanda ne gördün terekeme: Hz muhammeti gördüm herkese yardım ellliyirdi.kürdü çağırır sen ne gördün rüyanda: kürt bende Hz aliyi gördüm döyürdü, vururdu sıra Azeriye gelir. sen ne gördün: azeri tam yuğuya dalmıştım kı! birden birisi şille vurdu kağdım bağdım Hz ali dediki kalk şu helvayı yede yat eye vallah mende yedim yattım

BOŞUNA MANA UMUTLANMAYIN

Azerinin biri gazetedeki iş ilanlarına bakarken bir ilan dikkatini çeker.30 yaşı altı tecrübeli yabancı dil bilen eleman aranıyor.yazısını gören azeri hemen şirkete koşar ve yetkili iel görüşmek ister yetkili yaş kaç azeri 45 yetkili tecrüben varmı azeri yok yetkili yabancı dil biliyomusun azeri yok der adam şaşırır hemşerim senin ne işin var burda diye söylenmeye başlar bizim azeride pişkin pişkin güler ve derki AYEE BOŞUNA MANA UMUTLANMAYIN DEMEYE GELDİM

Bir terekeme ile kürt kirve olurlar. Adetten olduğu gibi karşılıklı davetler olur. İlk davet eden kürt kirve terekeme kirvesine gaz pişirir . Tam sofra kurulur ama bizim terekeme içinden ” men ne gayırem de bu gazı bu kirve yemesin ” diye düşünürken birden kirvesine – Kirve senin baban nasıl rahmetlik olmuştu diye sorar , oda
Valla kirve çok hastalandı ,Bulanık,muş Hst. derken Erzuruma sevk ettiler, ordan Ankaraya ordan İstanbul derken vefat etti getirdik defin ettik der. uzunca anlatır ve elini kaza uzatırkı ne görsün gazın hepsini terekeme yemiş.Tabi oda bulgur pilavıyla kala kalmış , Bu davetin karşılığında bu kez Terekeme , Kürt kirvesini davet eder , yine kaz pişirilir bu kez kürt kirve terekemeye oyun oynamaya niyetlenir , aynısı yapmak için Sofra kurulur Kürt kirve terekemeye – senin baban nasıl rahmetlik olmuştu diye sorar. Terekeme kazın bir budunu kopartır ve derki ” tutuldu öldü

Tarihte ilk kez Erzurum’a ayna gitmiş. Adamın biri aynayı görüp eline almış. Daha önce hiç kendini görmediği için ölen kardeşine benzetmiş karşısındakini. Adam:- ‘Ey gidi gardaşımm.. Seni bi daha görmek nasipte varmış’! Aynayı eve götürüp sarılıp uyumuş kardeşine. Karısı bakmış adam bi şeye sarılıp uyuyor. Aynaya bakmış bir kadın! ‘Allah belaağı vireee, bu garı da kim? Bi boka da benzese’ diyerek feryat figan evden çıkmış, muhtara gitmiş. Kadın:- Mığdar, benim herif beni bu çirkin garıyla aldatii.’ Muhtar aynaya bakmış. Sonra düşünceli düşünceli:

- ‘Yav bu garıdan çok gavata benziir’!

İSLAM’IN ŞARTI
 terekeme ormanda agaç keserken orman memuru yakalar -yaptıgın suç ama bir soru soracam bılırsen cezada yok odunlarda senın demiş -tamam sor efendı demış bızımkı,sormuş -islamın şartı gaşdı ama bılemezsen dayak atacam demiş bızımkı -20 dır demış dayak yemış -30 dur demış dayak yemış -aya öldüm 50 di demiş memur odunuda almış kovmuş bızımkını adam eve gelmış. hanımı -bey bu ne haldı demış -sorma arvat memur yakaladı bır soru sordu bılmedım döydü menı -ne sorduki bey -islamın şartı gaşdı dedıhanımı -buna ne var bey 5 dır demış adam

-a başın ölsün 50′ye razı olmadı beş desem öldürerdi meni…

  TEREKEME İĞDAM OLURSA
 terkemeyle kürt suç işlerler ve idama mahkum olurlar kürt cesur oldugu için önce beni asın der darağacı derenin üzerine kurulmuştur. asılan kişinin ipi kopar ve suya düşerek yüzerek karşıya geçer ve kurtulur şansı içinde hayatı bağışlanır terekemeye sıra geldiğinde senin son bir arzun varmı diye sorulduğunda -ay gadı gardaş menim gırnavımı kalın şeyle men yüzme bilmezem der.
SÖVE
  karslının biri erzuruma gider. dolaşırken gözüne bir tane tezek sobası ilişir.içeri girer dadaşa sorar,-bu söve gaçadı dadaş bakar -yabanı der 2 milyon.karslı der -maşasıda dahaldı mı.dadaş der -sabah siftahıdır olsun. karslı der -peki altının sacıda dahaldı mı.dadaş der -misafirsin olsun.karslı der -peki 6 tene boruda dahaldı mı.dadaş kızar derki

-he gavat 2 tonda kömür verek.

KAYNAK : Mehmet Ali Arslan Siteleri

11
May

Terekemece

A
adahlı: sözlü
aguşga: pencere
ağ: beyaz
ağyal: beyaz yeleli at
andır: miras (argo)
anğarı: öte, ileri
aparmax: götürmek
aran: ova
arah: rakı
arvat: kadın, eş
asma: güya
aş: pilav
aşbaz: aşçı
aşotu: kişniş
aşsüzen: süzgeç
aşhana: mutfak
ata: baba
atlama (çalxama): ayran
avı: açık mavi
axsakulağı: sarmısaklı yumurta
ahtafa: ibrik
aybecer: çirkin
ayranaş: yoğurt çorbası (doyğa da denir)

B
badımcan: patlıcan
badron: kurşun
badronka: kurşunluk
badval: bodrum
bağdadıya: ahşap ve kille yapılan yapı, bina
bağıröhve: karaciğer
bağıröyfe: sakatat
bağman: bahçıvan
bala: yavru
balaca: küçük
basen: buğday, un vs. konulan büyük bölüm
basırmah: toprağa gömmek
başmah: ayakkabı
bahtafar: mutlu
bayda: bakırdan çukur salata kabı
beçe: piliç
beçora: zavallı, çaresiz (beçere)
bedasıl: asılsız
beli: evet
bencek: ceket
benöyüş: mor, menekşe rengi
berhana: öteberi, yiyecek, azık
beygafil: aniden, habersiz
bezment: kola takılan muska
bezemek: süslemek
bıldır: geçen yıl
bığ: bıyık
bırıllamah: birden fırlamak
bırışka: dört tekerlekli at arabası
bodunus: tepsi
boğanah: tipi
bol: tahta döşeme
boz: gri
bozarttah: solmuş, bozarmış
bozbaş: içine sadece soğan katılan, kendi yağı ve suyuyla pişen et
boylanmak: sağa sola bakmak
böğür: belin yan çukuru
bölme: çay tabağı
böyeleh: büvelek, böcek
buğdadıya: ahşap ve kille yapılan yapı, bina
bulah: pınar
bulud: büyük kayık tabak
büdüremeh: dizleri katlanmak, düşeyazmak
büvü: yenge

C-Ç
camuş: manda
canavar: kurt
cazgır: çok konuşan
cemdeh: leş, ölü beden
ceynamaz: seccade
ceyran: maral, ceylan
cıdır: cirit
cıngır: kova
cırılmah: yırtılmak
cırıh: yırtık
cırtdan: cin gibi
ciyar: ciğer
cönge: iki yaşında dana
culku: çorap
cüce: civciv
çadra: büyük başörtüsü
çalağan: atmaca
çalası: yoğurt mayası
çalma: kadınların alınlarına bağladıkları ince eşarp
çalhama (atlama): ayran
çapıt: bez
çatal: çengel
çatı: dana bağı
çahır: şarap
çekelek (galoş): lastik ayakkabı
çemedan: çanta, bavul
çemkirmek: köpeğin kızarak havlaması
çeper: bahçe duvarı
çimmek: yıkanmak
çiyin: omuz
çiyit: çekirdek
çömçe: kepçe

D
dabrelka: büyük porselen tabak
dal: arka
daldey (dulda): gölge
dalğır: çizgili
dambat: şık, güzel giyimli, kibar
darbımesel: deyim
darvaz (divor): büyük bahçe kapısı
daylah: tay
deleme: teleme peynir
demeh: delik, in
demkeş: semaverin üstünde demliğin konulduğu yer
desmal: havlu
dılğır: cılız
dıydıh: şımarık

dilbaz: güzel konuşan
diloy: eski bez
dinge: baş örtüsü çemberi
divor (darvaz): büyük bahçe kapısı
dolça: maşrapa
dor (keher): kahverengi at
döş: göğüs, sine
döşeh: yatak
döyğa: ayranaş
dözmeh: dayanmak
dula: lamba vs. koymak için duvara yapılmış oyuk
düyü: pirinç
dünen: dün

E
eğiş (erşin): hamuru koparmak için kullanılan spatula
ele: öyle
elece: öylece
emi: amca
enteri: entari
eppeh: ekmek erşin (eğiş): hamuru kullanmak için kullanılan spatula
etir : koku
eşgâra: aşikar, açık
eşıh: dışarı
eyin: üst baş, sırt
eynik: süslü giyim kuşam
eysi: eski bez

F
farmaş: hurç
fetir: ince ekmek, lavaş
fırfırik: fırıldak
fışgı: gübre
fışkırıh: ıslık
fırtılıh: sümük

G
gağa: ağabey
gaçı: makas
gada: dert,bela
gala: kale
galamah: yakmak (sobayı)
galoş (çekelek): lastik ayakkabı
galyan: pipo
gamot: şifonyer
ganfet: şekerleme
ganoy: kanal, hendek
ganterma: yular
garğıdalı: mısır
garğış: beddua
gartof: patates
gaşga: alnında beyaz leke olan at
gatıh: yoğurt
gatlet: köfte
gatol: kova
gavah: ön
gayganağ: omlet
gayım: sağlam
gayıtmah: geri dönmek
gayda: müzik
gazan: kazan; layış gazan: büyük, yanlarında kulpları olan, beli hafif ince veya ağzı dar altı geniş kazan
gazmah: pilavın dibi tuttupunda alttaki sert bölüm
gede: oğlan çocuğu
gelet: hata, yanlış
geve: büyük halı
gezyazma: üç yaşında doğurmamış inek
gığı: kuzu gübresi
gıjgırmah: ekşimek, kabarmak
gılığlamah: alttan almak
gırah: kenar
gırşa: çatı
gırhılıh: yün kırkma makası
gıygaç: verev
gıyvat: dedikodu
gilas: kiraz
gile: salkım,göz bebeği
girvenke: ağırlık ölçerken kullanılan demir ağırlık
goçah: becerikli, hamarat
godux: sıpa
gogara: (argo) kafa, beyin
gonah: misafir
goşa: çift
gotur: çopur
goylamah: kovmak
goymax: koymak, bırakmak
göresmeh (göresimex): özlemek
göy: mavi-yeşil
göyçeh: güzel
gözdemeh: beklemek
göğermek: yeşillenmek
gudih: köpek yavrusu
gulluh: hizmet
gulluhçu: hizmetçi
gurdalamax: irdelemek, dokunmak, karıştırnak
gurdalanmah: bir işle oyalanmak
gurşah: kuşak
guylamah: gömmek
guymah: un, yağ ve şekerle yapılan bir yemek
güzgü: ayna

H
hamsı: hepsi
hansı: hangisi
hara: nere
harda: nerede
harsın: ermeni kızı
hasar: büyük duvar, sur
hayat: avlu
haylamak: hızlandırmak
hayana: nereye

herremeh: dolaştırmak
herrenmeh: dolaşmak
heşye: dantel
heyvere: geveze
hörre: un çorbası
hündür: yüksek

I-İ
ıkkıllamak: inlemek
ilenmek: kokmak
isdot (isti ot): biber
isgırvada: dökme demirden tava
isteken: bardak
isti: sıcak
istilik: içlik
iref: raf,terek

K
keher (dor): kahverengi at kirimeh: susmak
kişmiş: kuru üzüm
kölgöy: gölge
köndelen: ters,arkaya dönük
kötüce: torun çocuğu
köykür: kevgir
küleh: rüzgâr

L
leçek: tülbent
lemse: alman
lezgi: çerkez
leşker: ordu
loyva: fasülye
lelöyün: kimsesiz,çaresiz

M-N
mahnı: türkü
mamador: domates
mığı: sivrisinek
metlep: yer
mürebbe: marmelat, reçel
nahır: sığır sürüsü
neçen: asker
neve: torun
neyva: yemiş
nöyüt: neft

O-Ö
otah: misafir odası
oyçu: avcı
öhve: akciğer
öy: ev
özge: başka, farklı

P
pampah: saf, sessiz
peç: soba
peşkir: havlu
piloy: pilav
pilte: taranmış yün
pişih: kedi
pöcüklü: bilmiş
putka: sığınak
puç: boşa,kötüye

S-Ş
sağalma: iyileşme
suvoy: bekar
şad: neşeli
şavalıt: kestane
şam:mum

T
talvar: çardak
taya: ot yığını
tengillemeh: sendelemek
terlan: renkli kuş
tuman: don, külot
turş: ekşi (tırş)

Y-Z
yallı: halay
yay: yaz mevsimi
yaylıh: mendil,ince baş örtüsü
yezne: enişte
yığval: talih
zülle: sivri
züllebaş: sivribaş

11
May

Terekeme

Karapapak Türkleri(Terekemeler  (Kendi adlandırmaları  Karapapah Karapapahlar  Qarapapaq Terekeme  Borçalı Kazak boyundan gelen  Kıpçak Kuman, Bulgar ve Hazar Türkleri’nin Ön-Asya’daki koludur. Borçalı ve Kazak diye iki kola ayrılırlar. Kafkasya’da ve yakın bölgelerde dağınık bir vaziyette yaşayan Karapapak Türkleri’ne, siyah astragan kalpak giydikleri için komşuları bu adı vermişlerdir. Karapapaklar bazen Karakalpaklarla karıştırılır. Ama herhangi bir bağıntısı bulunmamaktadır.

Tarihsel bilgi [değiştir]Çıldır ve Ardahan’daki Karapapaklar (ve Terekemeler) önceden Güney Gürcistan´da’da, Kazak Şemsettin Hanlığı’nın Kazak ve Borçalı bölgelerindeki Debed ve Borçalı nehirleri boyunca yaşarlardı. 1828 yılında imzalanan Türkmençay Anlaşması’ndan sonra bir bölümü Kars’a ve bir bölümü de Azerbaycanı’nın Sulduz bölgesine, Ushnu’nun doğusuna göç etti. Karapapaklar ayrıca Hazar Denizi kıyısında, Gamri Uzun’dan Derbent’e uzanan ovada yaşardı. 90-100 hanelik bir Terekeme grubu, 1904 yılında Türkiye’ye yerleşmek için başvuruda bulundu. Bir kısmı o zaman Rusların elinde bulundurduğu Kars’a, bir kısmı Ardahan geldi; diğerleri Adana’ya, geri kalanlar ise 1914 yılında Malazgirt’ten Sivas’ın Tutmaç, Büyükköy ve Kurdoğlu, Kızıldikme, Kuşkaya ve Yarhisar köylerine göç ettiler. Fakat, daha önce, 1877’de, Sivas’ta ( Yıldızeli´nde ) en 20 Terekeme köyü bulunmaktaydı. Aynı zamanda Tokat, Amasya’da Terekeme Köyleri Köy bulunmaktadır. Diğerleri ise 1921’de Rusların çekilmesiyle Kars’a geldiler; bunlar Gümrü Antlaşması’yla gerçekleşen nüfus mübadelesiyle Akbaba, Tiflis, Kazak ve Borçalıbölgelerinden göç ettiler. Von Hellwald’ın (1878-99) kaydettiğine göre, Rus işgalinden önce Osmanlı topraklarında 105 köyde 29.000 Karapapak yaşıyordu.
Terekemece. Türkçe’nin kendilerine has bir şivesini konuşmaktadırlar. Fakat ne tam Anadolu Türkçesi ne da Azeri Türkçesidir, Bundan dolayı Terekemece veya Karapapakça demek doğru olacaktır. Zira Anadolu şivesinde olmayan bazı sesler ve harfler ancak X, Q kullanılmak sureti ile Terekemece’de hayat bulabiliyor.

Kars, Tiflis, Bakü üçgeni arasındaki ve çevrenideki topraklar Terekemelerin doğal ana yurtlarıdır (Neredeyse tüm Aşağı Kafkaya)… Türkiye içinde ; Kars Muş Amasya üçgeni Terekeme nüfusu açısından zengindir. Özellikle, Kars Çıldır ve Arpaçay Selim, Susuz, Kağızman, Ağrı,Taşlıçay,Tutak Sivas (kangal-ulaş) Muş-Bulanık ilçelerinde bulunurlar. 1900 yıllarda ve daha önceki göçlerde ; -Muş-Malazgirt,Bulanık -Amasya -Sivas ve çevre illerine de Osmanlı devleti tarafından “müslüman-türk-sunni” nüfusunu dengelemek açısından Terekemeler yerleştirilmiş ve bazı diğer halklara mensup vatandaşlardan alınan evler ve hatta topraklar verilmiştir. Bu 3 il ve Tokat, Ağrı, Erzurum ile çevrelerinde halihazırda Terekemeler yaşamaktadır. Rusların 1877’de Kars’ı işgal etmelerinden sonra, içlere doğru çekilen Karapapaklar Sivas, Tokat ve Zile’de köyler oluşturmuşlardır. Bunlardan biri olan Acıyurt, 1877’de hali hazırda Karapapak nüfusuna sahiptir. Ayrıca Kayseri’de iki köyün (Pınarbaşı ve Sarız) Karapapak nüfusuna sahip olduğu kaydedilmiştir. bu arada Amasyada unutulmamalıdır.